Söyleşen: İrfan Çinar Perşembe, Kasım 19, 2015



Merhaba, basit iki soruyla başlayalım

1. En sevdiğin müzik türü?

Eserekliyim ben bu konuda. İyi olan her şeyi dinlerim, ara ara bazı şeylere daha fazla takılırım. Etnik jaz, halk şarkıları kadar klasikleri de severim. Özellikle İngiliz rock gruplarına bayılırım. Operayla aram hiç iyi olmadı. Bir vakitler çok dinlediğim blues’u da uzundur dinlemez oldum.

            2. Bu söyleşiyi okuyan birkaç iyi insana söyleşi boyunca dinleyebilecekleri bir önceki soruda dediğin türden üç şarkı ismi verebilir misin?

Riff Cohen’den J’aime ile başlayalım çağrışım sıçramalarıyla gidelim. Nina  Simone’dan elbette Don’t Let Me Be Misunderstood’la inişe geçelim ve Hariçten Gazelciler’le melankolide kalalım Kaç Aşk Var ki. Bir de bonus olsun: hem de Requem for a dream’i de hatırlayalım: Kronos Quartet’den Lux  Aerterna  da dinlensin.

             3. Biraz kendinden bahseder misin? Asuman Susam kimdir?

Zor soru kimlikler bizi kimsesizliğe çıkarır. Anne, abla, kız evlat, eski bir edebiyat öğretmeni, her daim meraklı bir öğrenci, edebiyatçı, hem seven hem sevilen … ama bütün bunları boş verelim ben bir flanöz olmak isterdim. Aylak bir gezgin… değilim.


4. Edebiyat fakültesi mezunusun, sinema üzerine çalışmaların var. Günümüzde birbirine uzak dalların birbirini beslediği zaman özgünlüğe ulaştırdığı malum. Edebiyat öğrenimi görmenin günümüz ülkesinde bir edebiyatçı için doğru bir hareket olacağına, şairini, yazarını besleyebileceğine inanıyor musun?

İnanmıyorum elbette. Öğrenci olduğum vakitlerde de inanmıyordum. Hedefim akademisyenlikti. Şiiri, yazma eyleminin inceliklerini öğrenmek için gitmedim ben edebiyat fakültesine. Neyle karşılaşacağımı çok bilerek seçtim bölümümü. Çok ıstıraplıydı okuma sürecim ama ciddi bir ideolojik kıstırılmışlık içinde okudum bölümü ve arkama bakmadan da kaçtım oradan. Ama şunu söylemeliyim ki dil zevki, bilinci, metin sevgisi ve ona bakış gibi pek çok açıdan sağlam bir zevk ve bilinç açıklığına sahip oluşumun temelinde bu eğitimin katkısı büyüktür.


5. Şiirin ifade gücünün sinemanın ifade gücüne yaklaşabileceğine inanıyor musun?

Yaklaşmak ne demek… Elbette birbirlerini aştıkları ve birbirlerinden geri kaldıkları olmuştur, olacaktır. Rilke’nin Duino  Ağıtları’nı düşün, Nazım’ın Saman Sarısı’nı ya da T S Elot’ın Çorak Ülke’sini… hangi film yarışabilir ya da bunlar hangi filmden geridir? Öte yandan yönetmenler de  büyük birer şair. Tarkovsky, Bresson, Kim Ki Duk, Bergman, Antonioni, Resnais, Aranovsky ve şimdi aklıma gelmeyen diğerleri… Ben gerçekten çağın ruhunu yakalayabilmiş her sanat disiplininin her çağda birbiriyle yan yana yürüyebileceğine inanıyorum. Sinema varken şiir ölmez. Bir tür şiir ölür. Yoksa niye yazalım, deneyelim değil mi?


6. Günümüz edebiyatı için halk nedir? Senin için halk nedir? Gerçek halk nedir?

Bazen hiçbir şeydir, bazen dekoratif unsurdur, bazen ayrıntıdır, bazen araçtır. Benim için…Halk bana soyut bir kavram olarak da somutluğuyla da değişkenlik içeren mesafelerde. Bazen çok yakın bazen çok uzak. Bazen nefret ettiğim, bazen sevdiğim. Şimdilerde irrasyonel bir heyula. Gerçek halk nedir sorun aslında çok da gerçek olanı sorgulatmıyor. Gerçek olan işte bana bu saydıklarımı hissettiren. Ama düşlerimizde olan halk ne dersen Markos’un köylüleridir o halk derim. Cumartesi Anneleri’dir. Darbelerini yargılamayı başarmış, yüzleşme ve hesaplaşmalarını gerçekleştirmiş insanlardır o halk.


7. Sence denildiği gibi Türk halkı okumayan bir halk mı? Yoksa edebiyat mekanizmalarının, 
halkın ilgisini çekebilecek bilgiye ve beceriye sahip olamamasından mı ibaret durum?

Her ikisi birbirinden doğan neden sonuç ilişkileriyle birbirine bağlı. Bir de her toplumun sosyolojisi ve dinamikleri kökensel, kültürel farklılıklar taşır. Buna saygı göstermeden bunu dikkate almadan gerçekleştirilen evrilmeler ya da devrimler yapay bir toplum yaratır. Bizim modernleşme temellerimizde bu türden ciddi sorunlar var. Bugün henüz endüstri olabilmeyi başaramamış cılız edebiyat mekanizmalarına dair eleştirel bir dünya cümle kurabiliriz kolaylıkla, çok da haklı oluruz. Ama bu bir şeyi değiştirmez. İnsan temelli, dünya fikri temelli açmazlara çok çok önce ilerleme, aydınlanma adına düşülmüş. Hem başöğretmensiz yapamayan hem de o öğretmenin arkasından iş çeviren bir ikiyüzlülük edinmiş insanlar. İşin özü hala otoriter toplum algısından demokratik toplum düzeyine geçememiş bir toplumda okur yazarlık aramak boşa çaba. Okumak ve yazmak, özgürlük ve düş gücü gerektirir.


8. Asuman Susam çağrı merkezinde çalışacak cesarete sahip mi?

Bilmem. Çağrının niteliği belirler bunu.

9. Babalar mı babalıktan çekilmeli yoksa Ece Ayhan'ın özünde dediği gibi oğullar mı oğulluktan?

Ama bu soru çok cinsiyetçi bir soru. Kadın bu soruda yok. Tarih dışına itilmişliğimizin somut kanıtıdır bu soru aslında. Freud’da ya da Lacan’da diye başlayabiliriz cümlemize, afili afili de yürürüz buradan. Ama gerek yok. Sorun şu ki edebiyatta özerk, otonom yapılar olmayı göze alabilmek ve babanın gölgesinde cılız ama garantici yükselmek gibi seçeneklerimiz var. Herkes kendi tarihini yapıyor ama temayüllerin ortaklığı kanonu, edebiyat tarihlerini ve bir mecranın huyunu suyunu belirliyor. Tarihi yeniden yazmak için ayrık otlarına, ters akan sulara bakmak lazım.

10. Benim, kanserim / kanser olacağım diye diye kanser olmuş arkadaşım var; neden edebiyatla uğraşan insanların nitelik ve dik duruş anlamında inatçılıkları olması gereken düzeyde değil?

Bunun tek ve kısa bir yanıtı yok sanırım ayrıca derin bir edebiyat sosyolojisi taramasını gereksinir bu sorunun yanıtı. Ama aklıma Salanger’ın yaşamöyküsüyle ilgili belgesel film geldi. Bence herkes, özellikle de yazanlar izlesin derim. Yanıt oralarda bir yerde saklı. Gösteri toplumunun görsel parçalarından biri mi olacaksınız yoksa kendinizi görünmez yapıp metninizi mi ölümsüzlüğün yollarına vuracaksınız. Diklik eğrilik bu seçimde gizli.

11. Biraz sinema. Game of Thrones pek çok anlamda dizi aklını yıktı; bir sürü büyük karakteri öldürdü George Martin. Buna karşılık özellikle ülkemiz sinemasında yıllarca gözden çıkarılamayan ana karakterler var. Biliyorum tek bir açıdan bakılamaz ama bahsettiğim durumu nasıl okumalı? Ortada bunca bilgi, bunca özgün örnek varken ülke sinemasının ve dizi dünyasının karakter yaratamama sıkıntısını neye bağlıyorsun?

Hep sosyolojiden gittik. Yarı edebiyatçı yarı iletişimci olarak önce sinema ve diziyi ayırmak gerektiğini söylemeliyim. İkisinin de hedef kitleleri, amaçları, işlevsellikleri ve doğal olarak da yaratım süreçleri farklı. İyi sinema örneklerinde karakter yaratma sorunu olduğunu düşünmüyorum doğrusu. Ticari olanın da zaten böyle bir derdi yok. Dizlerin haline gelince… bizimkinin karşısına öyle bir örnek çıkardın ki mübadilini yüzyıl beklesek biz kuramayız. Teknoloji yüzünden değil elbette; zihin, algı,kitle gibi bir sürü dinamik nedeniyle. Amerikan dizi sektörü sinemasıyla yarışacak donanımda. Ama onları da dikkatle izlediğinde işyapar şablonların değişmediğini görüyorsun. Sosyolojik analizlerde onlar da fena halde sınıfta kalır cinsiyetçi dil, ırkçı yaklaşımlar, ötekine bakış vs. durumlarından. Bizdekiyse büyük pespayelik. Alıcıya göre  tüketilecek malzeme sunuluyor nihayetinde. Orası bir pazar. Akıl hedefiyse 12-15 yaş aralığı. Kısaca toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan orta alt sınıflar dizilerin pazar yeri. Tüm dizilerin bir iki sezon dayanıp bitmesine rağmen Kurtlar Vadisi’nin hala yayında olması her şeyin özeti gibi aslında. Diziler topluma göre şekillenirlerken bir yandan da topluma ait değerleri yeniden üreterek onları muhafazakarlaştırırlar. Okumaz yazmaz, tartışmaz, kapalı yaşayan toplumlar elbette mitlerlere doyururlar zihinlerini. Bu mitin bozulmasını da istemezler.


12. Biraz da kişisel deneyimlerden ilerleyerek bir soru sorayım, şimdi sosyolojiye eğilelim, Türk kültürünün günümüzde ince detaylarda -yani öyle sanıyorum ki kültürün en önemli sonuçları detaylardadır- boğulduğunu görüyoruz: Yani bir postaneye gidip oradan kart atmak istediğinizde pul yok denebiliyor, gerçi pul olsa da ülkenin pul piyasasının ürün çeşitliliği malum. Gayet iyi biliyoruz ki bu pek çok ülkede bir sanat dalı seviyesine ulaşmış durumda. Ne olacak bu memleketin bu hali?

Puldan memlekete… güzel analoji. Gerçekten bilmiyorum. Öngörülerin tümünün geçersizleştiği bir dönemdeyiz. On iki eylülde ortaokul öğrencisiydim. O acılı günlerden bu yana pekçok kötü zamanımız oldu ama ben bu kadar tedirgin edici, tekinsiz bir belirsizlik içinde hiç hissetmemiştim kendimi. İrrasyonel bir süreç bu. Çıkacağız elbet, geçecek bunlar; bir tek bunu biliyoruz. Ama şimdiki zamanın tahrip ettikleri ne ne kadar, nasıl bir şifalanma, iyleşme sürecimiz olur, iyileşebilir miyiz? Bunlara verecek iyi yanıtlarım yok bugün. Karamsar olmaktan çok kederliyim.  Umutsuz bir umutvarım.


Son bir kaç soru:

13. İyi bir kitapta aradığınız üç şeyi söyleyin.

Dil, düş gücü, söyleyiş derinliği ve orijinalliği

14. Klavye mi kalem mi?

Önce kalem sonra klavye

15. Lars von Trier mi Tarantino mu?

Lars von Trier…

16. Wes Anderson'u nasıl bilirsin?

İyimser, hüzünlü ve sevimli… nesne, mekân ve renk ilişkisini duygu yaratmakta,hikaye kurmakta onun kadar iyi başaran çok az sihirbaz var.

17. Boşlukları doldurun: bir isyan olmak isteseydim  ...... olurdum:

68 Paris İsyanı.

18. Dünyanın en harika nesnesi ......'dır

Kamera.

19. Instagram kadar gereksiz bir şey söyleyin.

Facebook.

20. Candy Crush mı yoksa Tetris mi?

Candy Crush’ı bilmiyorum, ama tetris oynamışlığım var.

21. Son olarak varsa eklemek istediklerin?

Eğlenerek yanıt verdiğim bu sorular için teşekkür ederim.



Asuman Susam Kimdir?

İzmir doğumlu. EÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitenin İletişim Fakültesi RTS Anabilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamladı. İlk şiiri 1989 yılında Milliyet Sanat Dergisi’nde ve o yılın Genç Şairler Antolojisinde yayınlandı. O günden beri şiirleri ve edebiyata dair eleştirel denemeleri, sinema yazıları çeşitli dergilerde yer almakta. Bir Unutuş Olsun (1995), İhtimal Ki Aşk( 2001), Susunca Sen (2008), Dil Mağarası (2012), Kemik İnadı (2015) adlı şiir kitapları; 99 Beyit: Divan Şiirinden Seçmeler ve Çözümlemeleri(Can yayınları) 2008 (Melike Koçak, Makbule Aras’la birlikte), Yangın Yıllarından Nidâ’ya Ahmet Telli Şiiri (2010), Toplumsal Belek ve Belgesel Sinema (2015) incelemeleri yayımlanmıştır.

{ 1 yorum... read them below or add one }

  1. Keyifle okudum... Çok içten, çok açık yürekli, çok dürüst sözlerin ve sözcüklerin sahibi Asuman Susam. Tebrik ediyorum.

    YanıtlaSil

             

Hakkında

Ulaşılabilir bir söyleşi kütüphanesi oluşturmak için çıktığımız -Çeviride Pınar K. ve geri kalan tüm işlerde İrfan Çinar- bu yolda 'Hasbihâl efendim'i açabilecek kadar kelimeye sahip değiliz. Dirsek temasında konuşmaktan başka gayemiz yoktur. Çok şükür kimsenin de ziline basıp kaçmamışızdır. Ayrıca her türlü ihtiyacınız için (reklam verme, görüş, öneri, şikayet vd) aedinterview@gmail.com adresine posta kartınızı bırakabilirsiniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © AED Söyleşi