Söyleşen: İrfan Çinar Pazar, Aralık 20, 2015

Temel iki sorumuz ile başlayalım:

1. En sevdiğin müzik türü?

Rock tabii ki.

2. Bu söyleşiyi okuyan birkaç iyi insana söyleşi boyunca dinleyebilecekleri bir önceki soruda dediğin türden üç şarkı ismi verebilir misin?

Pink Floyd - Wish You Were Here

R.E.M. - Losing my Religion

Marilyn Manson - Sweet Dreams

3. Kendinden biraz bahsedebilir misin? Altay Öktem kimdir?

Zor soru, insanın kendisini anlatması zordur bence. Pas!

4. Öncelikle her şeyi bir kenara koyup Karakalem'i sormak istiyorum: Karakalem tam tadında bir 'yaşı genç şair' dergisiydi bir bakıma. Ve yayın hayatına devam ederken bile dikkat çekici yapıya sahipti, pek çok 'yaşı genç şair' orada güzel bir yapı kurmuştu. Hatta bir adım ileri gidip bu yapıda birbirlerini beslediklerini bile söyleyebiliriz. Neden kapandı

Neden kapandığını anlamak için böyle bir derginin neden çıktığına bakmak lazım. Aslında bir müzik dergisinin içinde, okurların gönderdikleri şiirleri, kısa metinleri yayınlamak için oluşturduğumuz iki sayfalık bir bölümdü Karakalem. Kısa sürede o iki sayfa derginin bile sınırlarını zorlamaya başladı. Gençler, ama kendilerine biçilen hayatın dışına taşan gençler dört elle sarıldılar Karakalem’e. Alttan gelen bu dalganın verdiği ivmeyle kapkalın, her sayısında 55-60 ismin yer aldığı ama hayata aynı açıdan baktığımız Hakan Günday, Umay Umay gibi birkaç kişinin dışında, tanınmış kimsenin bulunmadığı genç ve kara bir dergiydi Karakalem. Bugün sanatın, edebiyatın ya da farklı disiplinlerin içinde yer alan birçok ismin ilk ürünlerinin yayınlandığı bir mecra olmuştu. Ama hayat hızlı değişiyor, arkadan itiyor insanı. Karakalem’in yayınlandığı iki yıl içerisinde bile hızlı bir değişim yaşanıyor, alt kültürler budanıyordu. Popüler kültürün hegemonyasıyla boğuşacağımıza havlu atmayı tercih ettik. 

5. Karakalem neden bir daha çıkmadı?

Tam da bu nedenlerden dolayı çıkmadı, bir daha çıkmasına neden olacak koşullar kalmamıştı çünkü. Yayınlandığı yıllarda, belli bir kesim için efsaneye dönüşen Karakalem’i bugün yayınlamaya kalksak, hiç ilgi görmez bence. Gençlik de değişti, dönüştü çünkü. Beklentiler değişti. Ya da beklenti kalmadı; bilmiyorum.

6. Bahsettiğimiz 'yaşı genç şairler' şimdi dağınık hâldeler. Bazıları şiir ile arasına mesafe koydu, bazıları yayınevi kurdu, bazıları 'okullu' oldu: N'oldu sence, 'o çocuklar büyüdü' mü?

O çocuklar yenilmedi, elendiler sadece. Büyüdüler. Büyümek, bir canlının başına gelen en büyük trajedidir. Büyümeyi reddedenler hayatı güzelleştirmekle meşguller hala. Diğerleri sele kapıldı. Ama hayatın diyalektiği bu. Yeni bir şey değil; hep olan şey. Ama hiç ummadığımız bir anda o “yaşı genç şairler”den güçlü bir dalga gelebilir. Zaten bu umut ayakta tutuyor bizi, büyümemek için direnmemiz bundan.

7. Dağılan sadece onlar değildi. Edebiyat dünyasındaki önemli isimler de daha bir köşelerine çekildi. Çekilmeyenler de konum değiştirdi. Dağıldıkça da daha da gerileyen edebiyat unsurlarıyla, örneğin dergilerle karşılaşıyoruz. Söylenmeyen ya da fark edilmeyen şeyleri görerek büyük bir edebiyat farkındalığına ulaşmak için daha da ayrışmalı mıyız?

Aslında cevabı sen vermişsin. Toparlanmamız için dağılmamız gerekiyor. İyice ayrışmamız gerek. Edebiyatın, sanatın en büyük sıkıntısı, ayırt etmeden herkesi içine alıp yamalı bohçaya dönüşmesi. Bu süreç seksenlerde, önce şiirde başladı. Politika değil poetika önemlidir diyen bir grup şair, şiiri politikadan ayırmaya çalışıp etik’i dışlamaya, sırf estetik gerekçeleri öne sürerek dergilerin kapılarını herkese açıp şiiri liberalleştirmeye başladılar. O zamanlar şiir hayatın öncüsü, bir tür göstergesiydi. Sadece kültürdeki, sanattaki değil, politikadaki, ekonomideki liberalleşmenin, bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar anlayışının hızla yayılacağını haber veriyordu bu durum. Sonunda buraya geldik işte. Şunu göremediler: Omurga kırılırsa, vücut eğri durmakla kalmaz sadece, ölür. Ne olacak, çıkarımız için biat ederiz, secde ederiz dediğin zaman herkesin önünde eğilmekle kalmıyorsun. Belin kırıldı mı, boynun kırıldı mı ya ölürsün, ya felçli yaşarsın. Önce o şairler öldü zaten.

8. Eskiden cüzdanımda birkaç şiir taşırdım. Kitap-lık dergisinden koparıp cüzdanımda taşıdığım şiirlerden biri olan Nilay Özer'in "Ölüm Redifli Güzel" şiirinin hemen arka sayfasında senin "Lamia" adlı şiirin vardı. Şimdiki şiirlerine bakınca "Lamia" ve o zamanki diğer şiirlerin neredeler?

İçimde! Zamanda hayat yoruyor, biraz da kirletiyor insanı. Lirizm azalabilir o ayrı; ama yaşam sevinci ve coşku da azalıyor. İçindeki anarşist bile bıkkınlaşyor, umudu budanıyor. o zaman da içindeki şiir kendini dışa vuramıyor pek.  Uzun süredir dizeleri nadasa çekmiş gibiydim. Eskiye oranla çok daha az yazabiliyorum. Eskisi kadar deli dolu da değil belki son dönem şiirlerim. Biraz olgunluk burcuna mı girdim ne?

9. Popüler olana fazlaca yaklaştığını, niteliksel çizgiyi es geçip niceliksel olana yüzünü döndüğünü düşünüyor musun?

Asla. Bunu nereden çıkardın, bilmiyorum. Bildiğin bir şey varsa hemen söyle. Popüler alanlara Truva atı gibi girdiğim dönemler oldu, ama kendi doğrularımı ve duruşumu hiç değiştirmedim. Popüler olanı, genelgeçer olanı rahatsız ettiğim oranda kendimi başarılı saydım hep. Zaten o yüzden, yazdıklarımı kendiyle özdeşleştiren bir avuç ama çok sağlam bir okur kitlem oldu. Sayıları artmadı ama güçleri ve etkileri arttı hep. Hayata çomak sokanlarla kardeş kaldım.  

10. Günümüzde ana akım dergiler var (OT, Kafa vd.) ve edebiyat dünyası bu dergilerden rahatsız. Nasıl bakılmalı bu dergilere?

Edebiyat dünyasına sesleniyorum öyleyse: Rahatsız olmasınlar. Bu tarz dergiler edebiyatı da içine alan ama biraz değiştirip dönüştüren, biraz popülarize eden dergiler olduğu için rahatsızlık yaratıyor sanıyorum. Ama sonuçta bu da bir zenginlik. Tektip dergi, tektip yayın olması sonuçta edebiyatı da tektipleştirir. Oradan bir edebiyat hareketi çıkarsa, çıksın bakalım. Yok zaten oradan çıkmaz derseniz, tedirgin olacak bir şey yok demektir. Kaldı ki, o tarz dergileri okuyanların çoğu edebiyat okuru değil. Başka bir gerçeklik, o gerekliğin de kendi dinamikleri var. Neden olmasın ki?

11. Pulbiber Dergi’yi nasıl konumlandırıp tanımlıyorsun?

Pulbiber, omurgalı kadınların dimdik durabilme deneyimi. Yaşadığımız şiddet ortamında buna çok ihtiyacımız vardı. Çünkü kurtuluşumuz iktidar diliyle, eril dille olmaz. Olamaz. Bize yeni bir dil gerek. Pulbiber bu dili oluşturmak için yola koyuldu.

12. Bir, Marjinal Kitaplar vardı?

Bir rüzgârdı gelip geçti. Adı Marjinal olanın kalıcı olması tuhaf olurdu zaten. Altı yedi kitap yayınlayabildik o macera esnasında. Ama hepsi farklı tarzlarda, sıra dışı kitaplardı. Güzel deneyimdi.

13. Risk alamayan bir edebiyat ortamı... Kendi köşesinde keşfedilmeyi bekleyen kitaplar, dergiler... Ne olacak edebiyatın bu hâli?

Eğer önemli bir amacın varsa risk alabilirsin. Bizi toplum olarak amaçsızlaştırdılar. Niçin, nereye ulaşmak için risk alacaksın? Ulaşabileceğin yerleri yok ettiler. Herkes kendi distopyasını kurabilir ancak. Zaten yapılan şey de o. Herkes içine kapaklandı. Sandığın gibi kimse keşfedilmeyi de beklemiyor artık. Mesela şiirde devrim sayılabilecek bir şey yapsan, imkansız gibi sosyolojik açıdan ama yaptın diyelim, en fazla sosyal medyada fazladan yirmi otuz “like” alırsın, olacağı o. 

14. Altay Öktem midyeci olarak hayatını sürdürecek cesarete sahip mi?

Midyeci olarak hayatını sürdürmek cesaret gerektirmiyor ki. Midyeci olsan, beş on midye daha fazla satıp o günkü gelirini biraz daha arttırmaya çalışırsın. Müteahhit de beş on ev fazla satıp gelirini arttırmaya çalışıyor. Paranın miktarı değişse de, amaç aynı. Kapitalizm, geldiği aşamada insanları koşturuyor sadece. Durduğun an düşersin çünkü. Fark nerede? Diğerine oranla daha lüks giyiniyor, daha lüks restoranlarda yiyorsun. Ama sonuçta yiyorsun ve giyiniyorsun. Eylem aynı. Bunu elde edebilmek için de aynı hızda koşuyorsun. Yani her şeyden vazgeçip midye satman seni cesur yapmıyor. Simit satmanın onurlu yapmayacağı gibi. Kavramlar değişmedi belki ama kavramlar karıştı artık. 

Aşağıdaki 3 cümle için düşündükleriniz?

15. Yaşı genç şairlerin önünü, yayınevleri ve edebiyat camiası devletten ve devletin kurumlarından daha çok kesiyor.

Kesinlikle katılmıyorum. İçinde bulunduğumuz çağ, kontrolsüz çoğalma çağı. Zaten o yüzden nitelik düşüyor ya da nitelikli olan da araya kaynıyor, görülemiyor. Kaç yayınevi var şu anda ya da kaç dergi çıkıyor, kimse tam olarak sayısını bilemez. Herkes kendine bir yer bulabiliyor. Edebiyat camiası atıl hale geldi. Eskiden icazet almak diye bir kavram vardı. Sahiden etkili bir edebiyat camiası vardı ve bir şiirinin yayınlanması için bile birilerinin seni kabul etmesi, onaylaması gerekiyordu. Kabul edildiğin anda da level atlamış oluyordun. Şimdi o mekanizma yok. Kalemi eline alan herkes kendine bir alan bulabilir ve niteliğe de hiç gerek yok. Kontrolsüz çoğalma dediğim o: kanser gibi. Hücreler azaldığı için değil, kontrolsüz biçimde çoğaldığı için vücut ölür.
Devlete gelince… Yaşı genç ya da değil, şairlerin önünü kesmek gibi bir amacı da, çabası da yok. Ciddiye almıyor. Tehlike olarak görmüyor çünkü.  Bu kayıtsızlık, baskı kurmasından, önünü kesmeye çalışmasından daha acı.

16. Türkiye'de her edebiyat projesi niceliksel olana nitelikle ulaşamadığından, proje yürütücülerinin pasifliğinden başarısızlığa uğramaya mahkûmdur.

Birçok faktör vardır. Başarısızlığı sadece proje yürütücülerinin pasifliğine bağlamak doğru olmaz.

17. Fanzinlerin ve dergilerin kapanmasının sebebi okuyuculardan çok dergide eserleri yer alan yazarlardır.

O kesin.

Cümleleri tamamlayın:

18. 2002'den sonra…
….film geri sarmaya başladı. Yeni bin yıla eskiyen değerlerle girmiştik bir kere…

19. Vicdanım rahat….
….çünkü hiçbir ölümü alkışlamadım.

Kısa birkaç soru:

20. 2013 kadar berbat bir yıl söyleyin.

2015. hatta korkarım daha berbatı 2016 olacak.

21. Instagram kadar gereksiz bir şey söyleyin.

AVM’ler.

22. Candy crush mı yoksa Tetris mi?

Tabii ki Candy Crush, ama Tetris olmasıydı Candy Crush olmazdı.

Boşlukları doldurun:

23. Dünyanın en harika nesnesi …………'dir.

Kalem’dir.

24. Bir isyan olmak isteseydim …………. olurdum.

Elmayı bilerek ve isteyerek, inadına yiyen Havva olurdum. Yani Lilith!

25. Son olarak eklemek istediklerin?

Ekleyeceğim bir şey kalmadı.

Yorum Bırakın

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

             

Hakkında

Ulaşılabilir bir söyleşi kütüphanesi oluşturmak için çıktığımız -Çeviride Pınar K. ve geri kalan tüm işlerde İrfan Çinar- bu yolda 'Hasbihâl efendim'i açabilecek kadar kelimeye sahip değiliz. Dirsek temasında konuşmaktan başka gayemiz yoktur. Çok şükür kimsenin de ziline basıp kaçmamışızdır. Ayrıca her türlü ihtiyacınız için (reklam verme, görüş, öneri, şikayet vd) aedinterview@gmail.com adresine posta kartınızı bırakabilirsiniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © AED Söyleşi