Söyleşen: İrfan Çinar Çarşamba, Ocak 13, 2016

   İlk ön yazımı yazıyorum. Neden bir tanıtıcı yazdığımı bilmiyorum. Esasında her söyleştiğim kişi kendisini sorulara verdiği cevaplarla fazlasıyla anlatıyor. Belki de Büşra’ya özel bir teşekkür etmek istiyorumdur. Büşra Kurtar şekilsel ve algısal olarak hâlâ ‘iyi şiir’ yazan biri. 16-17 yaşlarında yazdığı şiirleri beni pek etkiledi. Zor dengelerde şiir yazmak yahut yazmamak, çevrenin istediği gibi yazmak ya da yazmamak, baskının altında ezilmek ya da ezilmemek; hiçbir şey iki seçenekten ibaret değildir.  HİÇBİR ŞEY İKİ SEÇENEKTEN İBARET DEĞİLDİR! Biliyoruz ki söyleşilerimde iki seçenekli ya da tek bakışlı sorular var gibi görünüyor. Belki bundan önce söyleştiğim insanlar bana kızacak ama öyle bir şey yok. Büşra Kurtar’a şöyle demiştim: Kafana ihtiyacım var. O da bana şöyle demişti: Umarım kafam sana istediğin şeyi verebilir. Büşra’ya klasik sorularımdan birini sordum “Bir isyan olmak isteseydim …………… olurdum,” ve boşluğu doldurmasını istedim. Cevabı: ‘Çocuk’ oldu.

Bir de en sevdiğim şiirinden (“uçakböceği”) bir parça:

uçakların pencere önlerinde tanrınızı bekliyorum.
omuzlarındaki apoletlerini yani bütün yıldızları sökeceğim
onu daha iyi görebilmek için deniz feneri taşıyorum şehrimde.
hiçbir deniz hiçbir şehre ait değildir, denizleri işgal edebiliriz.
hiçbir ev hiçiki aşığa ait değildir. aşıkları işgal edebiliriz.
hatta ültimatom veriyorum tanrıya. tanrı çokuluslu bir kurttur.
uçakların pencere önlerine ağaçlar dikiyorum tarlalar inşa ediyorum.
elmacık kemiklerinin dağlarından yataklarıma kurtlar iniyorlar.
yolluklara koyuyorum yolları. hepsi hepsi radarlara,
aşklara ve hastalıklara yakalanıyorumtavşan. 
aklımı kaçırıyorum bu şehirden, okuldan kaçar gibi aklım
okuldan kaçar gibi aklım.
senin bacakların yırtılacak telörgülerden geçerken.
aklımı örüyor annem bamtelinden bürümcek annem.
aklımdan geçiyorsun, bacakların yırtılıyor.


Başka bir şey diyemiyorum. İyi okumalar.


İrfan Çinar: En sevdiğin müzik türü?

Büşra Kurtar: Cevabı olmayan bir soru.

İrfan Çinar: Bu yazıyı okuyan birkaç iyi insana söyleşi boyunca dinleyebilecekleri bir önceki soruda dediğin türden üç parça ismi verebilir misin?

Büşra Kurtar:
Mreyte ya Mryete
Peruk gibi hüzünlü
Gecenin tam üçünde

İÇ: Kendinden biraz bahseder misin? Büşra Kurtar kimdir? N’apar, n’edersin?

BK: Kendimi yaratmaya, kendimden yargısız, cinsiyetsiz, kültürsüz, aidiyetsiz, grupsuz ve daha birçok kavramın dışında kalan bir psikolog, kendimden saklanan bir şair, kendimden herkesi her şeyi kapsayan bir coğrafya yaratmaya çalışıyorum. Sabahları uyanan ilk güvercinle de tanışıyoruz, mülakatlarda yardımı dokunacaktır. Onun haricinde tanık olmayı sever ve tanık olduklarıma saygı duyarım.

İÇ: Bizim jenerasyonun genelinde Büşra Kurtar özelinde soruyorum: Kendiye güvensizlik bu işin neresinde?

BK: Güvensizlik kaygıyı, paranoyayı, özgürlükten kaçışı, kısıtlılığı doğurur. Duygu, davranış ve düşüncenin dağarcığının geniş olması şiirin hem gerekliliği hem sonucudur. Güven ve farkında olunan bir kibir de gerektirir şiir bana kalırsa. Güvensizlik bu işin bir yerinde değildir, dışındadır.

İÇ: Şimdikinden çok daha gençken çok iyi şiirler okuduk senden. Birkaç insanın –ben dahil- cüzdanında şiirini taşıyacağı kadar iyi. Nereden bu özgünlük?

BK: Özgünlük kaygısı taşımıyorum, beni oluşturan koca bir arka plan var, dokunduğum tattığım tanıdığım, içine doğduğum tüm karşılaşmaların payını adaletli dağıtmak bunun ayırdına varmak güçtür. Ama önemsediğim bu değil. Şiir benim için yalnızca inilti işlevi gördü. Şiiri kutsallaştırmadım ama şiirin bağışladıkları kutsaldır. Zihni manipüle etmeye, kavramlara ve dış gerçekliğe dokunulan eti kemiği deriyi değişimleyebilmeye yaradı çoğu kez.

İÇ: Şiirin klasik şekliyle derdi olan insanlar olduğumuzu düşünüyorum. Ki, kitabı geçtim, koca dergilere sığmayan dizelerden oluşan şiirler yazdık. Şiirlerinin şekli hakkında ne düşünüyorsun? Şekil hakkında düşüncelerin neler?

BK: Şekil, sesi ifade etti benim için, yükselme, yutkunma, suskunluk, ağrı. Şekil şiirde de nesnelerde de canlılarda da sesi verir ona tanık olanlara. Şekil önemsiz diyemem, evet. Bir bakıma davranışa benzer şiirde şekil, duyguya da düşünceye de dokunur.

İÇ: Şiirlerinde genel akım olan ağlak lirizm yerine dikine pek çok kere kadınca dikine giden ama yeraltı şiiri yazmaya çalışan insanlar gibi de jinekoloji ya da üroloji terimleri sözlüğüne dönmeyen bir şiir anlayışın var. Bu dengeyi tutturmak için özel bir şey yaptın mı?

BK: Hayır çünkü buna mecburum. Bir şekilde evet, hayatta kalmaya çalışan ve hayatta tutmaya çalışan bir pozisyonda, samimi olmak zorundayım. Birbirimizi kandıramadığımızı biliyorum.

İÇ: Bizim jenerasyonun çoğu piyasanın içinden doğru dışına çıkarken sen direkt olarak dışarıya meylettin. Neden?

BK: Benim işim daha farklıydı çünkü. Şiiri hedef olarak seçmedim. Şiiri bir noktadan bir noktaya giderken  bir ulaşım aracı, bir uyarıcı olarak gördüm.

İÇ: Örneğin ismini dergilerde seyrek olarak görmekle birlikte ödüllerde göremiyoruz. Hiç böyle bir girişimin oldu mu? Olmadıysa neden?

BK: Olmadı galiba hatırlamıyorum. Şiirden şimdilik beklediklerim birilerinin bana bir şeyler vermesini değil, kendimden alıp kendime bir şeyler vermemi kapsıyor.  Ama olmaz mı böyle bir girişim, belki zamanla böyle bir beklentiye girerim, o zaman girişirim.

İÇ: Sence neden kadın şairler daha ön planda değiller?

BK: Kadınların tüm düşünce yaşamında erkeklerden daha az görünür olduğu aşikar. Doğurgan olmaları büyük bir etkendir bu noktada bana kalırsa. Geniş çerçevede kadının sosyolojik, biyolojik konumunun kadın kavramına yan etkisidir diye düşünüyorum.

İÇ: Neden psikoloji bölü mü?

BK: Hiçbir zaman tam olarak yapılandırılmış bir insan olamadım, teorik bilginin yanında sanata da ihtiyaç duyar psikoloji, bu yönü çekici gelmiştir diye düşünüyorum.

İÇ: Üniversite’ye girmenle seni daha az okur olduk. Akademi iyi geldi mi?

BK: Acıyı, ağrıyı ve gerçeği bulanıklaştırıyor yoğunluk, meşguliyet. Belki de nedeni budur.

İÇ: Gündem ile aranda belli bir uzaklık var gibi. Böyle mi olsun istedin?

BK: Hayır gündemle aramda uzaklık yok. Şiirime yanlı bakılmasını istemem. Bu nedenle şiirime bir etiket yapıştırmıyorum yalnızca.

İÇ: O zaman şöyle sorayım: Şiirlerinde gündemden nasıl uzak kalabiliyorsun? Yahut aslında gündem konularının bize yansıyış şekli Büşra Kurtar zihninin süzgeçlerinden geçip bize ulaşan şiirlerde mi?

BK: İllaki öyledir. Düşüncelerimi söylemlerimden davranışlarımdan sıyırmaya kalksam da lekesi kalır. Ama bir gruba dahil olmayı, bir kitlenin arkasından yürümeyi kendime her zaman hakaret sayarım. Aidiyetler düşünce katılığına yol açar, böyleyken aidiyetin ve grubun avantajlarını önemseyemem.

İÇ: Zor şehirlerde yaşadın. Şiirlerini ve genel hayata bakışını düşününce zıt kutup şehirler bunlar. Herhangi bir zorluk yaşadın mı oralarda?

BK: Zorlanma elbette ki olmuştur, oluyordur da. Her yerde ve her zaman olacaktır. ‘Kabul etmek’ bu noktada çok önemli.  Yakın temas içerisinde olduğunuz nesneleri, varlıkları kabul etmek her zaman için daha zor ve daha gerekli. Ancak çeşitlilik çoğu kez bana yardım etmiştir. Empati noktasında, yargılarıma şüpheyle yaklaşma konusunda işimi kolaylaştırdığını söyleyebilirim.

İÇ: “İyi şeyler de olmadı değil.” Ne gibi?

BK: Babam gibi, psikoloji gibi, daha çok küçükken ben, beni önemseyen Eren Okur gibi, Ömer Akay gibi, Ankara gibi ve her şeyin henüz mümkün olması gibi.

İÇ: Kısa birkaç soru:
Hayatın boyunca sadece birini okuyabileceksin: Woody Allen mı yoksa Allen Ginsberg mi?

BK: Allen Ginsberg.

İÇ: Hayatın boyunca sadece birini dinleyebileceksin: Ahmet Aslan mı yoksa Ahmet Kaya mı?

BK: Ahmet Kaya.

İÇ: Bir uzvun daha olacak: Bir kulak daha mı yoksa bir göz daha mı?

BK: Göz.

İÇ: Kalem mi klavye mi?

BK: Klavye.

İÇ: Aile kadar büyük bir yara söyleyiniz.

BK: Aidiyet.

İÇ: Boşlukları doldurun:
Dünyanın en harika nesnesi………. 'dir.

BK: Masa.

İÇ: Bir isyan olmak isteseydim ……… olurdum.

BK: Çocuk.

İÇ: Son olarak eklemek istediklerin?


BK: Şimdi müsaadenle gidip mezun olacağım. 

Yorum Bırakın

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

             

Hakkında

Ulaşılabilir bir söyleşi kütüphanesi oluşturmak için çıktığımız -Çeviride Pınar K. ve geri kalan tüm işlerde İrfan Çinar- bu yolda 'Hasbihâl efendim'i açabilecek kadar kelimeye sahip değiliz. Dirsek temasında konuşmaktan başka gayemiz yoktur. Çok şükür kimsenin de ziline basıp kaçmamışızdır. Ayrıca her türlü ihtiyacınız için (reklam verme, görüş, öneri, şikayet vd) aedinterview@gmail.com adresine posta kartınızı bırakabilirsiniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © AED Söyleşi