Söyleşen: İrfan Çinar Cumartesi, Ocak 09, 2016

İrfan Çinar: Önce klasik sorular:
En sevdiğin müzik türü?

İsahag Uygar Eskiciyan: Müzik güzel oldu mu türünü ayırt etmiyorum. Ama dengbej kilamlarını ve sanat müziği ayrı önemserim.

İrfan Çinar: Bizi okuyan birkaç iyi insanın söyleşi boyunca okuyabilecekleri, dediğin türden üç şarkı ismi verebilir misin?

İsahag Uygar Eskiciyan:
Udi Hrant’tan, Hastayım Yaşıyorum Görünmez Hayaliyle
Miço Kendeş ya da Mihemed Arif Cizrawî’den, Metran Îsa
Stromae’den, Formidable

İÇ: Kendinden biraz bahseder misin? İsahag kimdir? Bir boş günü nasıl geçer?

İUE: Ben kim miyim? Şiir, öykü ve roman yazarı, belki biraz sinirli. Tamam, şöyle yapalım. Klavyeli düşünüyorum. Düşündüklerimi de geri dönüp silmeyeceğim. İsahag, isim itibariyle Tanrının neşesi demek. Tanrı ise neşemizi yiyen kişi. Onu ilk yaratanı bulup eksik yaratmışsın demek istiyorum. Uygar da olmak zorunda mıydım sanki. Çünkü kafayı yemiş gibi dönüyor dünya ama kamyon sürmeyi çok seviyorum. E grubu ehliyetim var. Tabii şimdi hırsız idareciler bu ehliyetten dolayı ekstra vergi geçirecekler. Eskiciyan’ım yani eskicinin evladı. Zaman farkı var eski atalarımla aramda. Tam bir asır oldu görmeyeli. Diğer atalarım, yani hayatta ve burada kalanlar yani diğerlerini hayatlarından edenler yani hepsini kurşuna dizmişler. Tüfek denemişler katiller. Irza geçmişler şerefsizler. Hem katilin hem maktulün torunu olmam hayvanları daha çok sevmemi sağladı. Bunları düşündüm ve düşürdüm.
Boş günlerim ise hep dolu geçiyor.

İÇ: Troll müsün?

İUE: Emin değilim. Kendimi Twitter’dan takip edemiyorum ama ara sıra da olsa mağaramdan çıktığıma göre Troll olma olasılığım az. İşin aslı Trolllüğü tam anlamış değilim. Kafam karışık bu konuda. Dünya barışına ya da devlet bekasına hizmet edenlerden değilim. Bu kesin.

İÇ: Dissosiyatif kimlik bozukluğu sonucu oluşmuş bir kişilik misin?

İUE: Bunu öğrenebilmem için psikiyatra gitmem gerekir. Şimdi kendime bir tanı koyamam. Bu, bir meslek grubuna saygısızlık olur. Mustafa Altıoklar’a gitmeyi düşünüyorum. Randevu için aradım, dönmedi bana. Tekrar arayacağım. Onun teşhislerine inanıyorum. Onu dinleyip hastaneye yatırsalardı dönemin başbakanını, belki ülke olarak kafayı yiyecek seviyeye gelmezdik. Tek bir kesin hastalığım var: aşk çocuğu olmadığım. Ve ülkenin yüzde doksan dokuzuyla aynı hastalığı paylaşmak bir grup tedavisi gibi gelmiyor. Hadi şimdi el ele tutuşalım, sağlıklıymış gibi yapalım. Kimse annesini suçlamasın, babalarımız da bu ülke pisliklerinden dolayı yeteri kadar sevmesini bilemedi.

İÇ: Kitaplarında bir doğu havası alıyorum. Kuş besler misin?

İUE: Doğu’ya doğru gidince ironiyi unutup şaka yapıyorum ama şakaya vurmuyorum kendimi, yoksa çıkamıyorum oradan. Yayıncıdan rica ediyorum, kitaplarımı Bağdat’ta ya da Tebriz’de basıyorlar. Bu biraz maliyetli oluyor ama Doğu’nun o mistik havasını okurlara, sayfalarda başka nasıl taşıyabilirdim ki? Bir de kitaplarımı yan yana dizince uçan halıya dönüşmesi fikri tamamiyle Harun Reşid’le olan bir görüşmemizde ortaya çıktı. Bu söyleşi hasebiyle de hakkını teslim etmiş oldum halifenin. Ve bir papağanım olsa ona asla kuş demezdim, onu Bernhard ile beslerdim. Yani beraber.

İÇ: Bir bakıma ne idüğü belirsiz birisin. Bir gün ‘fuatavni’nin edebiyat kolu olmadığını nereden bileceğiz?

İUE: Sizi temin ederim ki o dönemin başbakanıyla hiç yatmadım.

İÇ: ‘fuatavni’ olma teklifi alsan kabul eder misin?

İUE: Yine sizi temin ederim ki bu dönemin başbakanı da tipim değil.

İÇ: Porno sektöründeki gelişmelerle edebiyat sektöründeki gelişmeler arasında benzerlikler görüyor musun?

İUE:
1. Yeni teknik arayışı ikisinde de aynı histeri.
2. İki sektör de sürekli yeni yüzler peşinde.
Dip not: İnsanların sevişmesi güzel, destekliyorum ve bunda bir kusur görmüyorum.

İÇ: Tekrarlar edebiyatına döndük denebilir, çünkü samimi değil edebiyat. En basitinden cinsel konularda bile belli ki epey eksik kalmış insanlar cinselliği yazıyor. Sence neden pek çok edebiyatçı mastürbasyon yapmıyormuş gibi davranıyor? Mastürbasyon da edebiyata dâhil değil mi? Dürüst olmak bu kadar zor mu bazen?

İUE: İnsanların tatmin şekilleriyle ilgilenmiyorum. Tutup mastürbasyonunu yazan bir yazara da ‘a ne kadar samimi aynı ben gibi yaptı’ mı diyeceğiz! Yoksa bunu hiç yazmayan birine ‘çok samimiyetsiz onca kitabı var, bir kez olsun mastürbasyon yaptırmadı kahramanına’ diye onu cinsel hain mi ilan edeceğiz. Bırakalım isteyen istediği şeyi yapsın, istediği şeyi yazsın.

İÇ: Dürüst olalım: Yazarken “okur önemli değil,” diyen ama bir yandan da panellerde şuralarda buralarda “kitabım okunmuyor,” diye söylenen hatta ‘ağlayan’ edebiyatçılar var. Neyin kafası bu? Bu anlamda sende durum nedir?

İUE: Panellerde, söyleşilerde bulunmuyorum ama kitabım okunmadığında oturup ağlıyorum ben de. Okur neden önemli değil, kim söyledi bunu! Hatta bence çok önemli. Varlıkları yeter ama azlar. Ülkede yeteri kadar okur olsaydı, bu gerici dinci faşist iktidar hep baraj altında kalırdı. Ben tüm okurları önemsiyorum ama kendi okurlarımı ayrı seviyorum. Canlarım iyi ki varsınız. Ne güzel yapıp gidip kitaplarımı alıp okuyorsunuz. Öpüyorum sizleri. Hepinizi tek tek yemeğe alacağım söz. Bu aralar hastayım toparlanayım, size kendi elceğizlerimle yemekler, tatlılar yapacağım. Canan Karatay’ı dinlemeyin. Yiyin. Daha çok yiyin.

İÇ: Biraz gündeme dönelim: Uzun geçmişi olan sorunlar 3-5 yıllık mesele muamelesi görüp 3-5 ayda hatta sosyal medyada 3-5 dakikada çözülmeye çalışılıyor. Neler söylemek istersin?

İUE: Sosyal medya insana kendini bir bok sanma hakkını veriyor. Varlığının özü budur. Üç beş takipçisi olan yurttaşlarımız dünyaya sesleniyor, ABD’yi tehdit ediyor, Rusya’ya meydan okuyor, NASA’ya akıl veriyor, Adele’yle sevişmek istiyor, Cuma namazını Şam’da kılıyor, ülkeyi böldürmüyor ama bir tarafını yakıp yıkıyor, soykırımlar öneriyor. Bir de şu var. Ölen insanları yaşlandırmamak gerekir. Şu yazar 120 yaşında, bu şair 100 yaşında, Sokrates 2400 yaşında… İnsan öldüğü yaşla güzeldir. O yaşta bırakalım, o yaşla analım.

İÇ: Öykülerde geçen fazla ben eki kişisel olarak beni biraz öyküden koparıyor. Kendinle bir derdin mi var?

İUE: Kendimle bir sorunum hep oldu. Ama bir süre önce kendime yönelik çözüm süreci ilan ettim. Başarıya ulaşırsa barış içinde bu sorun çözülecek. Ama masayı devirirsem hendek kazıp özyönetim ilan edeceğim. Hendek kazan eller kutsaldır. Kendime hâkim olamadıktan sonra kendimi kaybetmek umurumda olmayacak. Ben dili iktidar sevdamdan kaynaklanıyor. Bir cumhuriyetim var. Nüfus 1. Orada ‘ben’ diliyle konuşuyorum. Güncel örnek vereyim, ülkedeki iktidar da ülkede nüfus 1’miş gibi hep ‘ben’ diliyle konuşuyor ama o sadece kitap özeti okuduğu için bu kadar insan ölüyor. Bende öyküden koparsın, onda ise hayat hikâyenden... Bence ben bir ölendüş olarak zararsızım, onun ise tüm öldürgeçliği üzerinde.

İÇ: Öykünün en güzel karşılığı kısa filmdir. Katılır mısın?

İUE: Katılmam mümkün değil. Öykünün karşılığını neden başka bir şeyde arıyorsun? Bir karşılığa ihtiyacı yok. Yine kendisidir. Elmanın en güzel karşılığı cezve midir ya da bisiklet sürmeyi özlediğimizde çorba mı içelim?

İÇ: Senden bir kısa film bekleyelim mi?

İUE: Beklemeyin, gelirse sürpriz olsun.


İÇ: Söyleşinin başına selam çakarak: İsahag’ı bir ‘kimliksizlik özlem’i olarak değerlendirebilir miyiz?

İUE: Bu konuda herhangi bir özlemim yok. Yazıklarımla nasıl kimlik oluşturmuşsan odur gerçek kimliğim. Sakladığım fikrim yok; söylemediğim sözler, etmediğim küfürler, ilan etmediğim aşklar varsa onlar da zamanını bekliyor demektir. İşte bütün bunlar bir kimlik oluşturur. Resmi bir kimlik ve vasat bir meskûn bedenden daha önemli… Bir de kimin nasıl değerlendirdiği umurumda değil. Ben böyle iyiyim. Karanlığı seviyorum, evde siyah perde kullanıyorum.

İÇ: Necip Fazıl’dan bahsetmek istiyorum, yatay ve dikey Necip Fazıl’dan. Sosyolojik yere batışımızdır. Necip Fazıl’ın ikinci dönemine odaklanıp birinci dönemini es geçmekte üstlerine olmayan bir kesim var. O kesim şimdi Ahmet Hakan’ı affetme yarışına girdi gibi görünüyor. Bu konuda bir şeyler söylemek istersin bence?

İUE: Paranın yerini öğrenen kişiliksizler oraya doğru kayıyor.

İÇ: Kısa birkaç soru:
Kalem mi klavye mi?

İUE: Kalem de var ama klavye daha çok.

İÇ: Günümüz şartlarında birinde 13 yıl yaşayacaksın: Stockholm mü yoksa Diyarbakır mı?

İUE: İstanbul olmayacak gibi, o zaman Diyarbakır.

İÇ: Bir uzvun aşırı gelişecek: Sol ayağın mı yoksa sol kolun mu?

İUE: Maradona olmak güzel olacaktı ama boks için sol kolum gelişsin isterim.

İÇ: Boşlukları doldurun:
Dünyanın en harika nesnesi ………… ‘dir

İUE: Bu aralar, kredi kartılarına şükrediyorum. Kredi kartı.

İÇ: Bir isyan olmak isteseydim …………olurdum.

İUE: Rojava gibi tüm Kürdistan

İÇ: Son olarak eklemek istediklerin?

İUE: (Bu alana kaktüs eker misin?)

Yorum Bırakın

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

             

Hakkında

Ulaşılabilir bir söyleşi kütüphanesi oluşturmak için çıktığımız -Çeviride Pınar K. ve geri kalan tüm işlerde İrfan Çinar- bu yolda 'Hasbihâl efendim'i açabilecek kadar kelimeye sahip değiliz. Dirsek temasında konuşmaktan başka gayemiz yoktur. Çok şükür kimsenin de ziline basıp kaçmamışızdır. Ayrıca her türlü ihtiyacınız için (reklam verme, görüş, öneri, şikayet vd) aedinterview@gmail.com adresine posta kartınızı bırakabilirsiniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © AED Söyleşi