Söyleşen: İrfan Çinar Perşembe, Mart 31, 2016


Daha önce de dediğim gibi söyleşilerdeki ön yazıların nedenlerini hâlâ anlayamıyorum. Bunun çözdüğümde sanki Plüton'da şiir bulmuş gibi şaşıracağım. Şu an sadece daha önce de olduğu gibi özel bir teşekkür etmek istiyorum. Bisikletli Sahaf'a ilk denk geldiğimde onlarla hemen söyleşi yapmak istedim. Dünya genel akımına ve "çevre" tanımına karşı duruşları, 5 ay süren 17 ülkelik zorlu bisiklet turlarındaki "sokakta oluşları"; tüm bunların bilgisini Bisikletli Sahaf'a ve diğer projelerine yansıtmalarıyla tam olarak konuşulması gereken insanlardı. Konuştuk. İlk kez birden fazla kişilik bir söyleşi hazırladım. Filiz ve Rüzgar'ın güzel insanlıkları sayesinde hiç zorlanmadım. Onlara sonsuz teşekkürlerimle... İyi okumalar.

İrfan Çinar: Söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Klasik sorularımızla başlayalım. En sevdiğiniz müzik türleri?

Filiz Gülez: Barok, rock, etnik

Rüzgar Yolgezer:  Ben 60’larda başlayıp 70ler’de zirve yapan progresif rock’ı çok severim. Bir de Filiz gibi Barok dönemi severim.

İrfan Çinar: Sizden, söyleşimizi okuyan birkaç iyi insanın söyleşi boyunca dinleyebilecekleri önceki soruda dediğiniz türden ikişer şarkı alabilir miyim?

Filiz Gülez: Janis Joplin- Try
Elton John- Yellow Brick Road

Rüzgar Yolgezer: Jethro Trull - Thick As A Brick ve The Byrds - I Wasn't Born To Follow. Alternatif olarak: Bach 140. Kantat.

İÇ: Filiz, Bisikletli Sahaf’ın çıkış sürecini anlatabilir misin?

FG: Bisikletle çıktığımız Avrupa turunun ardından İstanbul’a döndük. Kış geçene kadar burada duracaktık. Boş durmayalım, kendimize severek yapabileceğimiz bir iş bulalım dedik. Bisiklet sürmeyi sevdiğimiz için bisikletle bir şeyler satmaya başladık. Önce ıspanaklı börek sattık. Sabah erken kalkıp börek yapması zor oluyordu tabi. Bıraktık. Başka ne satabiliriz diye düşündük ve elimizdeki kitapları satmaya karar verdik. Satışı internet üzerinden, kitap teslimatını da bisikletle yapacaktık.  Bir sayfa açtık kendimize Facebook tan. Böylece Bisikletli Sahaf’ın serüveni başlamış oldu.

İÇ: Rüzgar, Bisikletli Sahaf’ı kendi kelimelerinle anlatabilir misin?

RY: Bisikletli Sahaf benim için boyun eğmeme anlamına geliyor. Doğaya ve kendi prensiplerine zarar vermeden yaşama hali. Sadece bir ticaret fikri değil, bir yaşam tarzı aynı zamanda.

İÇ: Günümüzde, Bisikletli Sahaf, Sailing la Vagabonde’de de olduğu gibi çevre odaklı girişimler ve şehir hayatını bırakıp köy hayatını benimseyenler mevcut. Sizce çevreye duyarlılık mı artıyor yoksa doğacı ve doğalcıların aradan çekip genelleştirdikleri mi bunlar?

FG: Evet şehirden köye göç eden baya insan var. Yolculuklarımızda da sıkça rastladık bu tarz insanlara. Şehirde çoğu insan mutsuz zaten. Bir de o bilindik köy yaşamını merak ediyor insanlar ve geçici-kalıcı göç ediyorlar. Bu durumu çevreye bağlarsak yanlış olur bana kalırsa. Çünkü çevre dediğimiz şey insan odaklı genellikle. Dünyada yaşayan tüm canlıları kapsayıcı bir algı yaratmıyor bende çevre tanımı. Bir çok insanın yaşadığı yere dikkat etmeye başladığı doğru. Ama insan yaşadığı yeri korumadan önce ve ona söylenen “şöyle yaparsan çevren daha güzel olur” nasihatlerini dinlemeden önce kişi kendisini, tercihlerini, düşüncelerini sorgulamalı ve daha sonra ne yapacağına kendisi karar vermelidir. Bunu neden söylüyorum? Çünkü hepimiz kendimizi kandırıyoruz bir yerde. Doğayı koruyalım, çevremizi temiz tutalım, onun bize ihtiyacı var diye. Cahil cesaretiyle hareket diyor gibiyiz adeta. Doğanın bize ihtiyacı yok ki. Biz öncelikle kendimizi koruyalım. Hatta bir tek kendimizi koruyalım. Eğer kendimizi korur ve içgüdülerimizle yönlendirdiğimiz tercihlerimize saygı duyarsak ve doğayı koruma gibi bir görevi üstlenmeyi bırakırsak her şey daha güzel olacak.

Sorunun cevabına gelecek olursak… Etrafta çok güzel projeler yapan, özenilecek yaşam tarzlarını benimseyen insanlar görüyorum evet. Fakat bu yukarıda söylediklerim ışığında devam ettiğini düşündüğüm çok az girişim var. Çünkü dediğim gibi bir şeyleri korumayı bırakıp asıl korunacak en önemli şeyin kişinin kendisi oluğunu unutmamak gerekiyor. Biz kendimize saygı duymuyoruz daha, kaldı ki doğaya mı saygı duyacağız. Doğayı kendi haline bırakalım. O kendisini koruyacaktır. Övünülen ileri teknolojiye rağmen insan içgüdülerine güvenme ve doğanın ondan üstün olduğunu kabul etme konusunda oldukça gerilere gidiyor. Bu sebeple yapılan birçok girişimi yüzeysel buluyorum. Çevreye duyarlılık mı artıyor yoksa o dediğin şey mi oluyor herkes kendi karar versin artık.

RY: Çevreye duyarlılık artıyor. Çünkü artmak zorunda. Çünkü bizim doğa dediğimiz canlılık veya kâr hammaddesi ölmekte, insanı da öldürmek potansiyelinde.  Bu hem sürdürülebilirlik adı altında sistemin doğayı koruyarak devam edebileceği, hem de ekolojik ahlak adı altında insanın doğaya sorumluluğu olduğuyla yansıyor. Tabii yine bu doğa korumacılığını herkes kendine çekip tanımlıyor. İki taraf da öyle.

Bana sorarsan, sade olma ve kendi yiyeceğimi üretme isteğim beni köy hayatına yöneltiyor. Fakat bu biraz da şehirlerin beceriksizliğinden.

İÇ: Hemen önceki sorunun peşine sormalıyım: Şahsen bazı insanların çevre derken çevreden değil de yalnızca kendilerinin ve çocuklarının geleceklerinden endişeli olduğuna pek çok kez şahit oldum. Buna bakışınız nedir?

FG: Evet bir önceki soruda da cevapladığım gibi çevre denilen şey çok yüzeysel ve bizi kısıtlı düşünmeye sevk eden bir tanım. Bize de sürekli çevremizi korumamız gerektiği söyleniyor. Aslında tam da denileni yapıyoruz. Sorun olmaması gerekiyor değil mi? Ama soruyu yanlış sorduğumuz aklımıza bile gelmiyor. Soruyu değiştirerek yerine daha kapsayıcı şeyler bulursak duygularımız, endişelerimiz evrensel olacak ve herkesi kucaklayacaktır.

RY: Ben de şahit oldum. Benim düşüncem: Çünkü evrim böyle işliyor. Evrimde özün ve özüne bağlı diğer özlerin çıkarı önemlidir, özgecilik ise çok sonra gelir. Bu diğer insanlara karşı da, doğaya karşı da böyle. Her ne kadar çevre demeyip doğa desek de, doğa kavramı da insan üzerinden tanımlandıkça öyle veya böyle özgeci olamayacak.

Bana sorarsan, biraz uç bir düşünce olacak ama şans vermek gerekli, gerçekten doğa yani bence dünya için hiç endişelenmeyelim. Biz ona değil, anca kendimize zarar veririz. Bol bol tüketip birbirimizi yiyelim, denizleri pet şişelerle kaplayalım, nükleer silahlarımızla tüm dünyayı darmaduman edelim. Doğa buna plastik yiyen, radyasyon seven hayat ile karşılık verecektir. İnsan olarak doğa üzerindeki etkimizi bu kadar önemsemeyelim.

Tabii diyeceksin ki, zaten sistem bunu yapıyor. Sistemi neden sevmiyorsun öyleyse? Ben de ona ikisi farklı derim. Ya da benim çelişkim olarak kalır.

İÇ: Gizlemeye gerek yok, kendimi eko-anarşist olarak tanımlarım. Eko-anarşizme yönelmek İstanbul’da algılarımı, hassasiyetlerimi başlarda çok zorladı. Sürekli grileşerek değişen bir şehir… Bu sebeple sizin doğaya yönelme süreçlerinizi çok merak ediyorum. Anlatabilir misiniz?

FG: Sanırım benimkisi çocukluğuma dayanıyor. Kocaman bahçesi, fındıkları olan bir evde büyüdüm. Fındık zamanı bütün akrabalar fındık toplamaya giderdik. Baharda herkes toprağı beller, birbirine önceki senenin güzel tohumlarından verirdi. Zamanla farkında olmadan toprakla epey haşır neşir olduğumu fark ettim.

RY: Ben şahsen kendimi tanımlamamayı tercih ederim. Ben sadece benim. “-izm”lere ihtiyacım yok. Doğaya yönelmek ise, benim için özüme yönelmektir. Kendimi keşfettikçe, en iyi toprağın üzerinde ayakta durabildiğimi anladım. Bisiklet ile kendi gücümü keşfettim. Doğama ihanet etmiş olmamak için, “doğa”ya yöneldim.

İÇ: Çamaşır makinesinin kirli suyunu direkt gidere bağlamayıp onu klozette değerlendiren, mahalle pazarlarında çöpe gidecek olan şeyleri toplayarak ve bunun gibi pek çok şey yaparak kendini arındıran sevdiğim bir tanıdığım var. Sahiden de bir şeyleri yakalamak bu kadar kolay değil mi?

FG: Nasıl bir bakış açısına sahip olduğumuzla alakalı bir şey bu bence. Elbette bu tarz şeyler yaparak doğaya verdiğimiz zararı en aza indirebiliriz. Ama bu sürdürülebilir bir şey değil. Sadece kişisel arınmalarda kalacak bir şey. Toplu halde yapılırsa bunların etkisi büyük olacaktır. Böyle duyarlı bakış açılarının çok olmadığı gerçeğini göz önüne alarak da sürdürülebilir olmadığını düşünüyorum. Onun yerine soruyu daha kapsayıcı bir şekilde sormak gerekiyor kendimize: İhtiyacımızdan fazlasını neden üretiyoruz ve sonra da bunu tüketemeyince çöpe atıyoruz? Bu açıdan bakarsak büyük resmi daha rahat görebilir ve arınma yöntemlerimizi değiştirebiliriz. Ya da en azından arınmanın bu kadar basit olmayacağının farkında olarak kendimizi kandırmayız.

RY: Bence değil, bunlar emniyet sibopları. Bunlar bir şeyleri yakalamamızı yavaşlatan davranışlar. Gazımızı alıyorlar sadece. Deterjanla kirlenmiş çamaşırın suyu en başında neden var? Neden çöp var? Neden sürekli bile bile ladese düşüyoruz?

İÇ:  Paraya yaklaşımınız benim için çok değerli: “Cebinizde para olmadığında kafanız daha rahat oluyor,” diyorsunuz. Bu anlamda bir ayınız nasıl geçiyor anlatabilir misiniz?

RY: İstanbul’da ihtiyaçlarımızı minimize etsek de, para harcıyoruz. Bizim daha çok seyahatlerimizde parasızlığımız öne çıkıyor. Para olmayınca kafa rahat oluyor, çünkü sahip olduğun para seni tanımlamaya başlıyor. Hem azı, hem de çoğu dert oluyor.

Hiç para olmayınca ise çöpten, ağaçtan yiyecek topluyoruz. Fırından bayat ekmek alıp yiyoruz. Çadırda uyuyoruz. Yolda çulsuzluğumuzu görüp hediye vermek isteyen insanlara da hayır demiyoruz.

Paramız olsa kendimizi iyi birer bisiklet ile şımartabilirdik. Ama bunun için çalışmayı reddediyoruz. Derdimiz zamanımızın bize kalması. Para ile ilişkimiz bunun sonucu oluyor.

İÇ: 5 ay süren 17 ülkelik bisiklet turunuz Bisikletli Sahaf’a neler kattı?

FG: Her açıdan zorlayıcı bir yolculuktu. Alıştığım konforun ilk defa ötesine geçmiştim. Cebimde beş kuruş olmadan, gerektiğinde çöpten beslenerek, su geçiren bir çadırda konaklayarak ama bazen de bize evlerini açan insanların evlerinde kalarak yolculuğumuzu tamamladık. Daha önce hiç bu kadar sınırlarımı zorlamamıştım. Parasız da gezebileceğimi, karnımı doyurabileceğimi ve bundan hiçbir rahatsızlık duymayacağımı, yabancıların nezaketine güvenebileceğimi, hiçbir şeyin göründüğü kadar korkutucu olmadığını, bir insan isterse her şeyi başarabileceğini tecrübe ettim. Dolayısıyla bu; yaptığım işlere, davranışlarıma ve hayata bakış açıma etki etti. Bisikletli Sahaf işte böyle bir sürecin ardından kuruldu.

RY: Özgüven kattı bence. Hiçbir şeyim olmasa da ben olurum, düşüncesini kattı. Kendi yolundan gitmeyi öğretti.

İÇ: “Sokaktan geliyorsan nereye gideceğini bilirsin,” gibi bir laf etmiştim. Bisiklet turunuzu da düşünerek ‘sokakta olmayı’ anlatabilir misiniz bize?

FG: Alıştığımız düzenin, sıcak yuvamızın biraz dışına çıkmak gibi bir şey bu. Gerektiğinde her koşul ayak uydurmalıyız. Bunu da, ne yapıp ne yapamayacağımızı kendi başımıza tecrübe etmeden bilemeyiz. O yüzden biraz sokakta olmayı bilmeli insan. Çünkü sokak dediğimiz şey her kesimden insanı gözlemleyebildiğin bir yer. İnsanların birbirini giydiği kıyafete, sahip olduğu arabalara göre değerlendirdiğine şahit olursun sokakta. Sonra da tercihini yaparsın. Ben hangisi olmak istiyorum? Bunu okullarda öğretmiyor hiç kimse. O yüzden sokağa çıkıp biz kendimiz doğruyu yanlışı öğrenmeliyiz.

RY: Yaşadığın her olaydan bir ders çıkartmışsan ve sınırlarını zorlamışsan benliğin ortaya çıkmıştır. Bu iş böyle, gerçek bir kapışmadan sonra kendini görebiliyor insan.  Biraz da gözlemlediysen, nereye gideceğin ortadadır.

İÇ: Filiz, tezgahınızda el emeği takılar ve kitaplar gördük; bizi bekleyen farklı şeyler var mı?

FG: Çok yakında tezgahımızda kendi yazdığımız bir kitap da olacak. 

İÇ: Size soracağım aslında onlarca başlıkta onlarca soru var ama genelleştirerek sormak daha doğru olacak gibi duruyor: Genel yaşam tarzları sizce de öğretilmiş alışkanlıklardan ibaret değil mi?

FG: Katılıyorum. Durumlara verdiğimiz tepkiler bile bize öğretilmiş, dayatılmış şeylerin yansıması. Kaldı ki yaşam tarzımız mı bize ait olacak. Fakat sorun şu ki sana öğretilmiş her şeyi kabul etmek istiyor musun? İstemiyorsan bunun üzerine düşün tart, sonra tekrar bir bak. Eğer içine siniyorsa yoluna devam et. Sinmiyorsa kendi yolunu kendin çiz.

RY: Aynen öyle. Dış sesleri reddedip kendi sesini bulmak zor. O yüzden böyle devam ediyor.

İÇ: Bisikletli sahaf dışındaki projelerinizden de bahsedebilir misiniz?

FG: İnsanlarla paylaşmak istediğimiz bir şeyler varsa bunu genellikle bir projeye dönüştürüp Bisikletli Sahaf adıyla gerçekleştiriyoruz. Bunun dışında zevk aldığımız şeylerle ilgileniyor, hayatımızı yaşıyoruz.

RY: Şu an kafamıza göre takılıyor, gündemin boktanlığının üzerimizdeki yükünden kurtulmaya çabalıyoruz. Bir yandan çeşitli planlarımız var. Onları gerçekleştirdiğimizde haberiniz olur. Bir de yazmaya çalışıyoruz işte.

Bir kitap çıkacak gibi gözüküyor.

İÇ: Projelerinize nasıl destek verebiliriz?

FG: Genelde her dönem farklı bir proje yapıyoruz. Bunları takip edip kendinize uygun olan projelerde yer alabilirsiniz. Örneğin Ekolojik Kütüphane projemiz için gönüllü bisikletçi olabilirsiniz. Ayrıntılar sitemizde.

İÇ: Son birkaç soru: En sevdiğiniz şiir dizeleri?

FG: Her şeyi yine birbirine karıştırdın dedi
Ziyanı yok çözecek olan yine benim.
öyleyse niye karıştırıyorsun dedi
Kim bilir belki de her çözüşten sonra artık bir şeylerin değiştiğini ve bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşündüğüm için.

RY:  Müslüm Baba’dan bir dize alayım ben:
Derdi olmayanlar çoktan uyudu dertli olanlara selam olsun.

İÇ: Kütüphanenizde elinin gittiği ilk üç kitabı öğrenebilir miyiz?

FG: Küçük Kara Balık-Samed Behrengi
Utanç Bitti- Anja Meulenbelt
Çimen Yaprakları- Walt Whitman

RY: Leo Malet’in Kara Üçleme’si.

İÇ: Müzikle hiç alakanız olmadığını varsayalım: İyi bir yönetmen olmak mı yoksa iyi bir müzisyen mi?

FG: Müzisyen.

RY: Yönetmen olayım ben de. Gerçi bir film yönetsem müziklerini kendim yapmak isterdim. Özgün olsun diye.

İÇ: Boşlukları doldurun:
Dünyanın en harika nesnesi …………’tir.

FG: Bisiklet’tir.

RY: Hiçbiridir. Nesnelerin beni kendi özneme yabancılaştırdığını düşünüyorum.

İÇ: Bir isyan olmak isteseydim ……………. olurdum.

FG: Kedi.

RY: Kendim.

İÇ: Son olarak eklemek istedikleriniz?

FG: Bu kadar yeterli sanırım. Devamını çay kahveyle getiririz.

RY:  İlk defa böyle sorular soruldu. İçtenlikle teşekkür ederim İrfan.


Bisikletli Sahaf, Websitesi: bisikletlisahaf.com
Bisikletli Sahaf, Facebook Sayfası: facebook.com/bisikletli.sahaf

Yorum Bırakın

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

             

Hakkında

Ulaşılabilir bir söyleşi kütüphanesi oluşturmak için çıktığımız -Çeviride Pınar K. ve geri kalan tüm işlerde İrfan Çinar- bu yolda 'Hasbihâl efendim'i açabilecek kadar kelimeye sahip değiliz. Dirsek temasında konuşmaktan başka gayemiz yoktur. Çok şükür kimsenin de ziline basıp kaçmamışızdır. Ayrıca her türlü ihtiyacınız için (reklam verme, görüş, öneri, şikayet vd) aedinterview@gmail.com adresine posta kartınızı bırakabilirsiniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © AED Söyleşi