Söyleşen: İrfan Çinar Salı, Mart 29, 2016

İrfan Çinar: Thank you for your kind interest to my interview suggestion. Let’s begin! Firstly, our classical three questions: What are your favorite music genres?

Sandra Sangiao: I would write an infinite list. To avoid that, I would say that I love any kind of music that touches some part of me, of my soul. Considering that I have a lot of different parts, different states, different moods… lots of different genres are magic for me.

İrfan Çinar: Söyleşi teklifimi kabul ettiğin için teşekkürler. Hadi başlayalım. Öncelikle klasik üç sorumuz: En sevdiğin müzik türü?

Sandra Sangiao: Uzunca bir liste yazabilirim. Bunu yapmamak adına, ruhuma, bir parçama dokunan tüm müzik türlerini sevdiğimi söyleyebilirim. Pek çok parça, pek çok durum, pek çok mod… olduğu düşünülürse pek çok müzik türü de benim için sihirli.


İrfan Çinar:  Can you name three songs from favorite or another music genre for some lovely people who is reading us?

Sandra Sangiao: Lots of them… but I can tell you some of the songs I listen again and again nowadays: “Longing” by Tigran Hamasyan, “To Alogaky Tis Nyhtias” by Stelios Petrakis Orion, “Ballarina” by Clara Peya, “Gallo Rojo” by Silvia Pérez Cruz.

İrfan Çinar: Söyleşimizi okuyan birkaç iyi insan için üç şarkı ismi verebilir misin?

Sandra Sangiao: Çok fazla var… ama sizinle son zamanlarda tekrar tekrar dinlediğim bir kaç parçayı paylaşabilirim: Tigran Hamasyan’dan “Longing”, Stelios Petrakis Orion’dan “To Alogaky Tis Nyhtias”, Clara Peya’dan “Ballarina”, Silvia Pérez Cruz’dan “Gallo Rojo”.


İÇ: Tell me about yourself, who is Sandra? What do you do expect your band works?

SS: I’m a person who is searching for an evolution that guides me to happiness, peace and game. Music, voice, education and travelling are important pieces in this path. Travelling makes me discover, open my boundaries. Singing is one important way to express myself and to share with the other. Education leads me to guide, it's provide to me discover other people's boundaries.

İÇ: Kendinden bahsedebilir misin? Sanda Kimdir? Grubunuzun işleri dışında neler yaparsın?

SS: Beni mutluluğa, barışa ve oyuna götürebilecek devrimi arayan biriyim. Müzik, ses, eğitim ve gezi bu yolun önemli parçaları. Geziler beni kaşif yapıyor, sınırlarımı açıyor. Şarkı söylemek kendimi ifade edebilmek ve diğerleriyle paylaşmak için kullandığım önemli bir yöntem. Eğitim benim rehberim, o bana başka insanların sınırlarını keşfetmemi sağlıyor.
                                                                

İÇ: Can you explain Barcelona Gipsy Balkan Orchestra with your own words?

SS: BGKO is a family for me. We are a group of people from different places, different cultures and different backgrounds that joined to share the passion for Eastern Europe music in its wide spectrum.  We work as a team, each one of us give its best in his essence and for me, the result is unique and very special. I feel so lucky to be part of it. And of course, like in the best families, we also have to deal with our own issues to make our communication and coexistence better and better. We are learning a lot.

İÇ: Barcelona Gipsy Balkan Orchestra’yı kendi kelimelerinle anlatabilir misin?

SS: BGKO benim için bir aile. Batı Avrupa müziğinin geniş yelpazesinin tutkusunu paylaşmak için bir araya gelmiş farklı yerlerden, farklı kültürlerden, farklı özgeçmişlerden oluşan insanlarız. Bir takım gibi çalışıyoruz, her birimiz kendi özünün en iyisini vermeye çalışıyor ve bence, sonuç emsalsiz ve oldukça özel. Bunun bir parçası olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Ve elbette, tüm iyi ailelerde olduğu gibi, birbirimizle olan iletişimimizi ve bir arada yaşayışımızı daha iyiye götürmek için kendi problemlerimizle de baş etmeye çalışıyoruz. Epeyce şey öğreniyoruz.


İÇ: I attaché importance to “Gypsy” word. When someone use it in inappropriate way, such as under another culture or title, honestly, I may got angry. What do you think about being Gypsy or how can be a person belong to Gypsy culture?

SS: In general we are afraid of the unknown. Travelling, living together with very different people, meeting people all around the world helped me to recognize this fear and pass through it. I can understand this fear but I try my best to get rid of it if I find someone who has it, cause it’s no more valuable for me.
I love gipsy music in all its range, from Rajastan in India to Spain, but somehow I feel more attraction for all the communities in Eastern Europe. I love its energy, its voices, its sounds… I don’t know why but I feel very close to it… maybe some ancestors, or some past life J
But I am not an expert in their culture, I am not gipsy, I haven’t lived close to them… I hear something, it touches me, I express it myself… To be sincere, I started to sing this kind of music like a game, a way to experiment with a new sound from zero, in an innocent way. Before that I had studied in some schools from classical music to jazz, gospel, rock… but somehow my approach was mental, full of thoughts, even judgments. This music has showed me a different way to live music, a way that I definitely want to keep with me, less judgment and more feeling and pleasure. That’s why I am very surprised with our success… At the end it shows that when you do things from your heart, without no pretensions or ambitious goals it goes further and further.

İÇ: Çingene kelimesini önemserim, o başka bir kültür ve başlık olarak kullanıldığında yersiz olursa da sinirlendiğim doğrudur. Sence nasıl çingene ya da çingene kültüründen olunur?

SS: Genelde bilinmeyenden korkarız. Seyahat etmek, birbirinden farklı insanlarla bir arada yaşamak, dünyanın pek çok yerinden insanla tanışmak bu korkuyu fark etmemi ve ondan geçip gitmemi sağladı. Bu korkuyu anlıyorum ama onu taşıyan biriyle tanıştığımda bu korkudan uzak durmak için de elimden geleni yapıyorum, çünkü benim için hiçbir değeri yok.
Çingene müziğini her dalıyla seviyorum, Hindistan’daki Racasthan’dan İspanya’ya kadar, fakat her nasılsa Doğu Avrupa’daki tüm toplulukların hepsine daha büyük bir ilgi duyuyorum. Enerjisini, sesini, tınısını… seviyorum. Neden bilmiyorum ama kendimi çok yakın hissediyorum… belki bazı atalar ya da geçmiş hayatlardandır J Ama Çingene kültürüne tam hakim değilim, bir Çingene değilim, hiç onlarla yaşamadım…  Bir şeyler duyarım, duyduklarım beni etkiler, onları kendimce sergilerim… Dürüst olmak gerekirse, bu tarz şarkıları bir oyun oynar gibi söylemeye başladım, sıfırdan başlayan bir tınıyla deney yapma yolu, masum bir biçimde. Öncesinde bazı okullarda klasik müzikten caza, kilise müziğine ve rocka kadar pek çok alanda dersler aldım… Ama bir şekilde benim yaklaşımım hep zihinseldi, fikirlerle doluydu, hatta yargılayıcıydı. Bu müzik bana müziğin farklı bir biçimde yaşanabileceğini gösterdi, öyle bir biçim ki hep yanımda taşımak istiyorum, daha az yargılayıcı ve daha çok memnuniyet hissettiren. Tam da bu yüzden elde ettiğimiz başarıya oldukça şaşırdım… Sonuç olarak bir şeyi kalpten, iddiasız bir biçimde yahut başarı odaklı olmadan yaparsanız o şey ieri ve ileri gider.


İÇ: Your band have Italian, French, Greek, Spanish, Ukrainan members and you are Catalonian; you have a song with Nihan Devecioğlu, “Kürdili Hicazkar Longa” is another notation, you claimed Klezmer, you have close contacted to Jewish music… I do love that reflection of your multi-cultural structure on your music. You have to learn a lot from each other. What do you want to say about that?

SS: For me, this is one of our main strength. I’ve learned to question myself more and more with the reflection of all these people. We’ve learned to do it… and it makes us richer. More than that, we love sharing music with lot of musicians, so our family expands all over the world. For example, meeting Nihan it is one of the greatest things I’ve experienced as a singer. At the beginning it was a little bit strange… you know, having another singer, they can compare, you are comparing… bla bla bla… But I learned to pass through all this and I could feed myself with everything I love from her. Suddenly I found myself singing with some new registers, definitely inspired by her. That way I try to do with all the musicians that I meet and admire.

İÇ: İtalyan, Fransız, Yunan, İspanyol, Ukraynalı üyeleri olan bir grup, sen Katalansın; Nihan Devecioğlu ile düetiniz mevcut, “Kürdili Hicazkar Longa”yı da yazalım kenara; Klezmer diye bir iddianız vardı, Yahudi müziğine de böylelikle direkt temas ediyordunuz. Bu çok kültürlülüğün müziğinize yansımasını pek sevdim. Birbirinizden çok şey öğreniyor olmalısınız. Neler söylemek istersin?

SS: Bence bu durum bizim en temel gücümüz. Kendimi daha ve daha fazla sorgulamayı tüm bu insanların verdikleri tepkilerle öğrendim. Hepimiz bunu öğrendik… ve zenginleştik. Dahası, çok sayıda müzisyenle de müziği paylaşmayı seviyoruz, böylelikle ailemiz dünya çapında genişliyor. Örneğin Nihal’le tanışmak bir şarkıcı olarak deneyimlediğim en harika şeylerden biriydi. Başta biraz tuhaftı… bilirsin, başka bir şarkıcının olması, onlar kıyaslayabilir, sen kıyaslayabilirsin… bilmem ne bilmem ne… Ama bütün bunları bir kenara bırakıp Nihal’de sevdiğim şeylerle kendimi besleyebilirdim. Aniden kendimi yeni kayıtlara şarkı söylerken buldum, bunu yaparken de kesinlikle Nihal’den ilham aldım. Tanıştığım ve hayranı olduğum tüm müzisyenlere de yapmaya çalıştığım tam olarak bu.


İÇ: Cause of your multicultural structure, I'm waiting really unique cover songs from you. Do you have any cover works?

SS: We do covers songs… cause at the beginning we need to learn from the roots; from the culture it’s being built for many years. For me the way we interpret these songs is unique, it shows the way we live it, we feel it, we take it to a very different place but always from our love and respect to this music. All traditional music, transfer by orality for so many years, has its own “egregor”, collective soul that after all these years has a big power. I think this is what we feel when we listen to this kind of music. We feel humanity in itself!

İÇ: Çok kültürlülüğünüzden, sizden özgün coverlar beklentisine girdim. Yeni cover çalışmalarınız var mı?

SS: Cover yapıyoruz… çünkü önce, 
uzun yıllardır yaratılagelen kültürden kökleri öğrenmemiz gerekiyor. Bence bizim bu şarkılara yaklaşımız özgün ve şarkılar yürüdüğümüz, yaşadığımız, hissettiğimiz yolu gösteriyor, onu başka bir noktaya götürüyoruz ama her zaman müziğe duyduğumuz aşk ve saygıyla. Bütün geleneksel müzikler, yıllardır sözel olarak aktarılıyor, kendi “egregor”u var, kollektif ruhlar tüm bu uzun yıllar sonunda büyük bir güç elde etmiş. Sanırım bu tarzda müzikler dinleyince hissettiğimiz bu oluyor. İçinde insanlığı hissediyoruz!


İÇ: You are so zippy on the stage that people are champing at the bit to dance, where does this energy coming from?

SS: I don’t know, it’s what I feel. There’s a part of me that needs to express all this energy. But in fact, I think, deep inside, everyone have a similar part… everyone finds a way to express it or everyone should find a way…

İÇ: Sahnede o kadar hareketlisin ki insanın yerinde oturası gelmiyor, nereden bu enerji?

SS: Bilmiyorum, hissettiğim şey bu. Bütün bu enerjiyi sergilemek isteyen bir tarafım var. Esasında, bence, en derinlerde, herkesin benzer bir parçası var… herkes bunu sergileyecek bir yol bulur ya da en azından bulmalıdır…


İÇ: To make street music, you do not have to play in streets. Your music smells like streests. When you think about your music and streets, also being in streests, what would you like to say?

SS: I would say our music is for the people; it has a really strong smell of roots, earth, tribe and family. It’s music to share with your beloved people and to meet what maybe will be new beloved people. It has to do with what I told you before about egregor.

İÇ: Sokak müziği yapmak için ille sokakta çalmak gerekmiyor. Yoğun bir sokak tadı alıyorum müziğinizden. Müziğinizle sokağı, sokakta olmayı nasıl değerlendiriyorsun?

SS: Müziğmizin insanlar için olduğunu söylemek istiyorum; müziğimiz gerçekten çok ağır kökler, yeryüzü, topluluk ve aile kokar. Bu müzik sevdiğiniz insanlarla paylaşmak ve belki yeni değerli insanlarla tanışmak içindir. O, sana daha önce bahsettiğim egregor ile alakalıdır.


İÇ: Till now, we have heard joyful rhythms from you. Are you going to make us cry out one day?

SS: In fact, in our concerts we love doing both kinds of energies, and of course, all the colors in between. I need to do it, we need to do it. We are made by different parts that need to be expressed. You can look for Ederlezi (in Istanbul) or Put Putuje, songs that made me cry once and I love singing now.

İÇ: Şimdiye kadar neşeli notalar duyduk sizden. Bir gün bizi ağlatacak mısınız?

SS: Açıkçası, konserlerimizde her ikisinin de enerjisini ortaya çıkarmayı seviyoruz, ve elbette, aradaki tüm renkler de buna dahil. Bunu yapmam gerek, bunu yapmamız gerek. Dışa vurulması gereken pek çok parçadan oluşturulduk. Ederlezi (İstanbul’daki) veya Put Putuje’ye bakabilirsin, beni bir keresinde ağlatmış şarkılardır ve şimdi onları söylemeyi seviyorum.


İÇ: Sandra, on the other side of the coin, environment and people are suffering all over the world. What do you see when you look at the world?

SS: I look at the world and I see beautiful things and horrible things, as well. It seems to me that we are arriving to some limits. And that’s fine, because it’s this way we can change. Sometimes to build something it’s necessary to destroy it first. More and more people is getting aware about the need to change, beginning for oneself. We are changing from inside out, we need this evolution that let us distinguish ourselves from our ego and go further to that sensation of love and comprehension that will make us live peacefully together. It’s a long travel… in the meantime, I don’t know, just be the example you want to be, listen your inner soul and do what you feel…

İÇ: Sandra, madalyonun bir de diğer yüzü var. Çevre ve insan dünyanın pek çok yerinde her zamankinden zor durumda. Dünyaya baktığında neler görüyorsun?

SS: Dünyaya baktığımda güzel şeyler olduğu kadar korkunç şeyler de görüyorum. Bana bir şeylerin sınırına gelmişiz gibi geliyor. Ve bu iyi bir şey, çünkü ancak bu şekilde değişebiliriz. Bazen bir şeyleri yapmak için önce yıkmak gerekir. Bir çok insan değişim ihtiyacından, kendisi için bir başlangıç yapmaktan korkuyor. İçeriden dışarıya doğru değişiyoruz, bizi egolarımızdan ayıracak, sevgi ve anlayış duygusunu ilerletecek, birlikte barış içinde yaşamamızı sağlayacak bu dönüşüme ihtiyacımız var. Uzun bir yolculuk olacak… bu arada, bilemiyorum, sadece istediğin gibi bir örnek olabilmek için, özündeki ruhu dinle ve hissettiğini yap…


İÇ: What is going on in Catalonia? It seems problems are solving.

SS: About what is going on in Catalunya I can tell the same than before. Understanding the whole reality is very complicated because lots of egos are in between, so much history of misunderstanding. If each part doesn’t make an evolution we are not going to find a good solution.
But I would like to say something: the central government can’t continue behaving like this, they don’t listen and they act as defense, also de other parts. They need to talk sincerely, I think this is the most important thing…
I must say that it’s the first time I hear some sincerity from politicians; both, Barcelona and Madrid major (Ada Colau and Manuela Carmena) talk in a way that I’ve never seen before… we are there. We are changing!

İÇ: Katalunya nasıl? Sorunları çözülüyor gibi görünüyor.

SS: Katalonya’da olanlarla ilgili dahaönce söylediğim şeyi söyleyeceğim. Tüm gerçeği anlayabilmek çok zor çünkü bir sürü ego iç içe geçmiş, yanlış anlaşılmalarla dolu tarihler. Eğer iki taraf da bir evrimleşme yaşamazsa iyi bir çözüm de bulunamayacak.
Yine de bir şeyler söylmek istiyorum: merkezi yönetimdekiler böyle davranmaya devam edemezler, dinlemiyorlar ve savunmada bekliyorlar, diğerleri de öyle. Dürüstçe konuşmaları lazım, kanımca en önemlisi de bu…
Şunu da söylemek zorundayım, ilk kez politikacılardan bir samimiyet gördüm; iki taraf da, Barselona ve Madrid yöneticileri (Ada Colau ve Manuela Carmena) daha önce hiç görmediğim bir biçimde konuşuyorlar… biz de buradayız. Değişiyoruz!


İÇ: Next question includes personal interest: Do you think shooting a video in Barcelona streets or squares?

SS: In fact, we had this idea some time ago, but we needed to cancel it because of the weather. We’ll think about it. We feel very comfortable in the street, I think we all have played there.

İÇ: Şimdiki sorum kişisel istek içerir: Barcelona caddelerinde, meydanlarında bir klip düşünceniz var mı?

SS
: Açıkçası, bir süre önce bunu düşünmüştük, fakat hava durumundan dolayı iptal etmek zorundakaldık. Tekrar düşüneceğiz. Sokaklarda kendimizi çok rahat hissediyoruz, sanırım hepimiz bir zamanlar sokaklarda çaldık.


İÇ: Do you have new album works? If any, when can we able to listen?

SS:
We’ll record our new album in a few days. We are looking forward to doing it cause it’s the reflex of our last months as a band, from the time we decided to split with Robindro Nikolic, who gave us so much but who is not more with us. It was a hard decision, but the other five felt like we needed to.
The family is composed by five, but we have two great musicians with more and more presence in our family: Oleksander Sora with violin (from Ukraine) and Joaquín Sánchez Gil (from Málaga) with clarinet. For this album we wanted to invite other musicians that are playing with us nowadays: Dani Carbonell (from Catalunya) with clarinet, David Pastor (from Valencia) with trumpet, Yannis Papaloannou (from Thessaloniki) with oud and Ivan Ilic (from Beograd) with guitar.

İÇ: Yeni albüm çalışmanız var mı? Varsa ne zaman dinleyebileceğiz?

SS: Yeni abüm kayıtlarına birkaç gün içerisinde başlayacağız. Bunu yapmayı dört gözle bekliyoruz çünkü son bir kaç ayda (bize çok şey katmış olan ancak şu an bizimle birlikte olmayan Robindro Nikolic’le ayrılmaya karar verdiğimizden beri) yaşadıklarımızın yansıması. Nikolic’in gitmesi çok zor bir karar oldu, ama diğer beş kişi bunu yapmamız gerektiğini hissettiler.
Ailemiz beş kişiden oluşuyor, fakat iki harika müzisyeni de gün be gün aramızda  daha çok görüyoruz: Oleksander Sora kemanıyla (Ukrayna’dan) ve Joaquín Sánchez Gil (Málaga’dan) klarnetiyle. Bu album için son zamanlarda başka müzisyenleri de aramızda görmeyi istiyoruz: Dani Carbonell (Katalonya’dan) klarnetiyle, David Pastor (Valensiya’dan) trompetiyle, Yannis Papaloannou (Selanik’den) uduyla and Ivan Ilic (Belgrad’dan) gitarıyla.


İÇ: Do you have any advice for people looking to record their first album?

SS: Experiment, play, play, experiment, feel, feel, feel… expand yourself, learn… and enjoy! I try to do it… it’s not always easy!

İÇ: İlk albüm çalışması olanlar için herhangi bir tavsiyen var mı?

SS: Dene, çal, çal, dene, hisset, hisset, hisset… kendini çoğalt, öğren… ve tadını çıkar! Ben bunu yapmaya çalışıyorum… her zaman kolay olmuyor!


İÇ: Can we learn first two books come to your mind from your library?

SS: Two books that left a mark, among others:
The Innocent Anthropologist by Nigel Barley
La peste by Albert Camus
And let me tell you about the one that I’m reading now, it’s the first one I read by a Turkish writer: Kafamda Bir Tuhaflık  (Una extraña sensación in Spanish) by Orhan Pamuk.

İÇ: Kütüphanende elinin gittiği ilk iki kitabı öğrenebilir miyiz?

SS: Nigel Barley’den The Innocent Anthropologist
Albert Camus’den Veba
Bir de izninle şu an okuduğum kitabı paylaşmak istiyorum, ilk kez bir Türk bir yazarın eserini okuyorum: Orhan Pamuk’tan Kafamda Bir Tuhaflık  (İspanyolcası: Una extraña sensación).


İÇ: And two movies please?

SS: The Salt of the Earth by Wim Wenders and Juliano Ribeiro Salgado about Sebastiao Salgado’s photography works Genesis.
Mulholland Drive by David Lynch

İÇ: Ve iki film?

SS: Wim Wenders ve Juliano Ribeiro Salgado’nun çektiği Toprağın Tuzu, Sebastiao Salgado’nun Yaradılış temalı fotoğraf çalışmalarını anlatıyor.
David Lynch’ten Mulholland Çıkmazı.


İÇ: What are your favorite lines of poetry?

SS: I’m sorry but I am not a huge poetry passionate. But I will quote a sentence by Albert Camus that I love
“In the midst of winter, I found there was, within me, an invincible summer”

İÇ: En sevdiğin şiir dizeleri?

SS: Ne yazık ki şiir aşığı biri değilim. Fakat Albert Camus’den çok sevdiğim bir alıntı yapabilirim: Kışın ortasında, en sonunda içimde yenilmez bir yaz bulunduğunu öğreniyordum.”


İÇ: Pen or PC?

SS: You mean Mac or Pc? Mac!

İÇ: Kalem mi bilgisayar mı?

SS: Mac mi PC mi mi demek istedin? Mac!


İÇ: Let’s think that you are not a singer, a force choice: Being a good costume designer or being a good street musician?

SS: Teacher (I am already somehow)

İÇ: Şarkıcı olmadığını varsayalım, birini seçebileceksin: Kostüm tasarımcısı olmak mı yoksa iyi bir sokak sanatçısı olmak m?

SS: Öğretmen (Bir şekilde de sayılırım)



İÇ: Fill in the blanks, please:

……. is the world's most fabulous thing.

SS: Love.

İÇ: Boşlukları dolduralım:

Dünyanın en harika şeyi ………’dir.

SS: Aşk.


İÇ: If I were a revolt, I would be ………..

SS: Myself? Somehow I feel I am a revolutionary.

İÇ: Bir isyan olmak isteseydim ………….. olurdum.

SS: Kendim? Bir şekilde bir isyan olduğumu hissediyorum.


İÇ: Lastly, what would you like to say more? Do you have a message to your Turkish fans?

SS: The first time we were in Istanbul we had a wonderful time. The concert was really magical and powerful!, have you seen the videos? I ended dancing with the audience! And we had free days to visit the city. This is something not very frequent in our tours, but that time we spend two days walking all around, meeting people… we were able to discover Istanbul and its people a little bit. We really loved it… lot of humanity with its entire color! We hope to go back soon! We felt at home.

İÇ: Son olarak eklemek istediklerin? Türk hayranlarına bir mesajın?

SS: İstanbul’a ilk geldiğimizde harika vakit geçirdik. Konser gerçekten büyülü ve güçlüydü!, videoları gördün mü? Seyircilerle dans ederek bitirdim! Ve şehri dolaşmak için boş vaktimiz oldu. Bu, turlarımızda genelde olmayan bir şeydir, fakat o zaman iki gün boyunca her yeri dolaştık, insanlarla tanıştık… İstanbul’u ve onun insanlarını keşfedebildik. Gerçekten çok sevdik… tüm renkleriyle yoğun bir insanlık! Tekrar gelmeyi çok isteriz! Evimizde gibi hissettik.


Çeviri / Translation: Pınar K.

Barcelona Gipsy balKan Orchestra, website: bgko.org

{ 3 yorum... read them below or Comment }

  1. Çok güzel bir yazı, sonuna kadar keyifle okudum. Klarnet Kursu İzmir

    YanıtlaSil
  2. http://kredihaber24.com/kara-listedeyim-ama-kredi-almak-istiyorum-105.html

    YanıtlaSil
  3. Bilgi Darbe ile LawsonSmithloan@gmail.com: Faturalarınızı veya kişisel kredi gözleri ödemek için acil kredi ihtiyacı, sonra bize e-posta ile irtibata

    Aşağıda uygulama
    Tam adı:
    Bir ülke:
    Kredi Miktarı Gerekli:
    Kredi Süre:
    Telefon:
    Cep telefonu:
    teşekkür
    Yanıtınız bu e-postaya gönderilecek shoulderstand:
    LawsonSmithloan@gmail.com

    YanıtlaSil

             

Hakkında

Ulaşılabilir bir söyleşi kütüphanesi oluşturmak için çıktığımız -Çeviride Pınar K. ve geri kalan tüm işlerde İrfan Çinar- bu yolda 'Hasbihâl efendim'i açabilecek kadar kelimeye sahip değiliz. Dirsek temasında konuşmaktan başka gayemiz yoktur. Çok şükür kimsenin de ziline basıp kaçmamışızdır. Ayrıca her türlü ihtiyacınız için (reklam verme, görüş, öneri, şikayet vd) aedinterview@gmail.com adresine posta kartınızı bırakabilirsiniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © AED Söyleşi