Söyleşen: İrfan Çinar Cuma, Nisan 29, 2016



Pınar Kurban: Thank you for your kind interest to my interview suggestion. Let’s begin! Firstly, our classical three questions: What’s your favourite music genre?

Emileigh Rohn: Industrial electronic.

Pınar Kurban: Söyleşi teklifimizi kabul ettiğin için teşekkürler. Hadi başlayalım! Öncelikler üç klasik sorumuz: En sevdiğin müzik türü?

Emileigh Rohn: Endüstriyel elektronik müzik.


Pınar Kurban: Can you name three songs from favorite or another music genre for some lovely people who are reading us?

Pınar Kurban: Söyleşimizi okuyan birkaç iyi insan için bir önceki dediğin türden üç şarkı ismi verebilir misin?

Emileigh Rohn:  Wumpscut - Thorns Orbital - The Box  Kraftwerk - Computer World


Pınar Kurban: Tell me about yourself, who is Emileigh Rohn? What do you expect of your Chiasm projects?

Emileigh Rohn:   I think I’m on a sort of creative journey.. a long one, but yes a journey.  As far as expectations, I just try to be honest with myself when living and writing, and I learn a lot about my own feelings through the process.   I take in the world and make my own interpretations.  And that’s all I really hope for, is then to somehow document what I’ve lived and share my perspective through music.

Pınar Kurban: Kendinden bahsedebilir misin? Emileigh Rohn kimdir? Chiasm projesi dışında neler yaparsın?

Emileigh Rohn: Sanırım şu an bir çeşit yaratıcı bir yolculuktayım… uzun, ama evet bu bir yolculuk. Beklentiler ne kadar uzak olursa olsun, yaşarken ve yazarken sadece kendime dürüst olmaya çalışıyorum ve bu süreçte kendi duygularımla ilgili çok şey öğrendim. Dünyadan aldım ve kendi girişimlerimi gerçekleştirdim. Ve gerçekten tek umudum bu, yaşadıklarımı bir biçimde kağıda dökmek ve kendi bakış açımı müzik yoluyla paylaşabilmek.


Pınar Kurban: I’m the one who discovered your music from Vampire: The Masquerade – Bloodlines. I also never heard any music like yours. So how did it happened, how you two meet and “Isolated” born?

Emileigh Rohn:  I had written the song, “Isolated”, for my debut album, Chiasm - “Disorder”.  It was inspired by a pet mouse I had who needed to be housed separately because he was a danger to himself and others. The record label informed me of the game’s interest in using my song, and once they had my approval it went from there. 

PK: Ben de senin müziğini Vampire: The Masquerade – Bloodlines’la keşfedenlerdenim. Seninki gibi bir müzik de daha önce hiç duymadım. Ne oldu, bu ikili nasıl bir araya geldi ve “Isolated” doğdu?

ER: Şarkıyı, “Isolated”ı, ilk albümüm, Chiasm-“Disorder” için yazmıştım. Kendisi ve diğerleri için tehlikeli olduğundan ayrı bir yerde bakılması gereken bir evcil fareden esinlenilmişti. Oyunun yapım şirketi şarkımla ilgilendiğini söyledi, onay alındıktan sonra olaylar gelişti.


PK: The game is full of bugs and the creator company closed, so some of the game fans are still making developments but not enough. Because of those bugs, I wasn’t able to finish the game although I tried so many times. I wonder if you ever saw the last scene of Vampire: The Masquerade – “Bloodlines”.  What is your favourite clan? Why?

ER:  I’m not sure I’ve seen the end of the game, although fans have sent me some video files, so maybe!  It’s always great to hear of others experiences with it and having learned of my music there.  I’ll have to study up on the clans again to pick a real favorite, but I like the classy ones.   And I do have a copy of the game on the shelf, so thanks for reminding me!

PK: Oyun buglarla dolu ve oyunun yaratıcısı olan şirket kapandı, fanların bir kısmı hala oyunda iyileştimeler yapıyor fakat yeterli değil. Bu buglardan ötürü oyuna defalarca başlamama karşın bir türlü bitiremedim. Sen Vampire: The Masquerade – Bloodlines’ın son sahnesini görebildin mi? Favori klanın hangisi? Neden?

ER: Oyunun sonunu görüp görmediğime emin değilim, gerçi fanlar bir takım videolar yollamışlardı, yani belki görmüşümdür! Diğer insanların deneyimlerini ve benim müziğimi nasıl öğrendiklerini dinlemek her zaman harika. Gerçek bir favori seçebilmem için klanlarla ilgili biraz çalışmam gerek ama havalı olanlar hoşuma gidiyor. Oyunun bir kopyası da rafımda duruyordu, hatırlattığın için teşekkür ederim bu arada.


PK: Some people are afraid of this sort of “dark works”, like games such Vampire: The Masquerade – Bloodlines, your music genre, underground literature, gothic movies etc. They think all of these works makers and fans are wearing black all days, feel depressed, drug abusers, dangerous... What is the reality?

ER: Well, that’s not true for me.   I think any personality type can be attracted to darker culture depending on the circumstance, and that there are a lot more people interested in it than one might guess based on mainstream experience. 

PK: Bazı insanlar Vampire: The Masquerade – Bloodlines gibi oyunlar, senin müzik tarzın, yeraltı edebiyatı, gotik sinema gibi “karanlık işler”den korkuyorlar. Bu işleri yapanların ve fanlarının da sabahtan akşama kadar siyah kıyafetler giyen, depresif hisseden, madde bağımlısı, tehlikeli... kişiler olduğunu düşünüyorlar. İşin aslı nedir?

ER:  Bu benim için geçerli değil. Bence herhangi bir kişilik tipi duruma göre karanlık kültüre kendini yakın hissedebilir, ve birinin temel tecrübelerine dayanarak tahmin edebileceğinden çok daha fazla insan bu kültürle ilgileniyor.


PK: What about your family? When they learned of your music project, did they support you or afraid like some people we mentioned before? Can you explain that process?

ER: I was quite musical growing up, so I’m sure it wasn’t a surprise to them that I started a project.  They were unfamiliar with the genre at first, but they know me, so there was nothing to fear.  I think once they realized that people just express themselves in different ways it made more sense to them.

PK: Ya aile? Onlar senin müzik projeni öğrendiklerinde desteklediler mi yoksa korktular mı?

ER: Oldukça müzikle dolu bir büyüme süreci geçirdim, hâl böyle olunca bu projeye başladığımı duyunca pek şaşırdıklarını zannetmiyorum. Türe başlangıçta pek yakın değillerdi, ama beni tanıyorlardı ve korkacakları bir şey yoktu. Sanırım her insanın kendini farklı şekilde ifade ettiğini anladıktan sonra bu durumonlara daha anlamlı geldi.


PK: In my opinion, the world is living hard days and for me it is more terrifying then Vampire: The Masquerade – Bloodlines. For example, in my country four bombs exploded in İstanbul and Ankara between five months, Brussel destroyed last week and as an American citizen you may still feel 9/11’s results. What do you think about that? Is there any hope to save the world?

ER: It’s difficult to hear of your experiences.  There are many threats to our world, and of course violence is a big one.  Treating each other with kindness can go a long way, and it really may be the best hope we have in solving these problems.

PK: Kanımca dünya berbat günler yaşıyor ve bu günlerin Vampire: The Masquerade – Bloodlines’dan daha korkutucu olduğunu düşünüyorum. Mesela benim ülkemde beş ay içinde İstanbul ve Ankara’da dört bomba patladı, geçen hafta Brüksel’i yıktılar ve bir Amerikan vatandaşı olarak sen 11 Eylül saldırılarının sonuçlarını hala hissediyor olmalısın. Bu konuda neler düşünüyorsun? Dünyayı kurtarmak için bir umut var mı?

ER: Tecrübeleri duymak beni üzdü. Dünyamızı pek çok şeyin tehtidi altında ve elbette şiddet bunların en büyüklerinden. Birbirimize iyi davranma konusunda daha çok yolumuz var, belki de sahiden en iyi dileğimiz bu problemlerin çözülmesi olabilir.


İrfan Çinar: If we push our dreams: You are a molecular biologist and we are living in information era. Do you think the human brain -which has been faced with more extreme knowledge- is going to gift us a new neurological disease?

ER:  I’m sure whether it has or hasn’t already for some people is up for debate, but my guess is that it already has.  What the outcome of that is depends very much on how we approach it as we learn to adapt to what we’ve created for ourselves. 

İrfan Çinar: Hayallerimizi zorlayalım: Moleküler biyologsun ve bilgi çağındayız. Şu ankinden daha aşırı bilgiyle karşı karşıya kalmış insan beyninin bize yeni bir nörolojik hastalık hediye edeceğini düşünüyor musun?

ER: Böyle bir durum olsa da olmasa da eminim ki bazı insanlar için bu bir tartışma konusu, ama bana sorarsan çoktan meydana gelmiştir. Çıktıların neler olacağı ise kendimiz için yarattıklarımıza adapte olmayı öğrendiğimiz gibi bu duruma da nasıl yaklaşacağımıza fazlasıyla bağlı.


PK: Let’s talk about something good. You have adorable cats and a hamster. What are their names? What did you learn from them?

ER:  Their names are personal, but I have two sister calico cats that are 17 years old now.  They’ve taught me to work on my patience at times, but are wonderful.  The hamsters only live for a few years at a time if that.  They are a joy to be around, for sure.  I’ve learned to appreciate the moments I have with them.

PK: Biraz da güzel şeylerden konuşalım. Muhteşem kedilerin ve bir hamsterin var. İsimleri neler? Onlardan neler öğrendin?

ER: İsimleri bana kalsın, fakat 17 yaşında iki kız kardeş alacalı kedim var. Bana sabrımı denemeyi öğrettiler, fakat harikalar. Hamsterlar sadece bi kaç yıl yaşayabiliyorlar mümkün olursa. Etrafta olmaları keyifli, elbette. Onlarla geçirdiğim zamanın kıymetini öğrendim.


İrfan Çinar: Because of my synesthesia when I look at a cat, I hear a music that I can’t compose. Also lots of cats explode my brain! Did you ever live something like that - or still living?

ER: That’s a strange one.  I think I’d have to say no.  I can say that I often hear music in my head I can’t compose, though.  What the trigger is I’m not sure – probably just being in the least convenient situation to document what I’m thinking.  I take a lot of voice memos.

İrfan Çinar: Sinestezimden dolayı kedilere baktığımda notalara dökülemeyecek bir müzik duyarım. Hatta çok sayıda kedi karşısında beynim patlar! Senin böyle bir deneyimin oldu mu, oluyor mu?

ER: Bu ilginçmiş. Sanırım hayır demem lazım. Genelde kafamın içinde notalara dökemediğim bir müzik ben de duyuyorum. Tetikleyen nedir bilemiyorum – muhtemelen düşündüğüm şeyin en ufak hâli. Çok sayıda zihinsel ses kaydına sahibim.


PK: One of your interviews, you claimed that you love going to post office. As a digital music maker, you are so close to old-fashioned routines. It is such an interesting dialectic. What are the other conflicts in your everyday life?

ER: I like grinding coffee beans and brewing my own beer, not necessarily together, but yes.  I also enjoy taking public transit.  It’s all time consuming, but the process is satisfying.

PK: Bir söyleşinde postaneye gitmeyi sevdiğini söylemişsin. Dijital müzik yapımcısı olarak geleneksel rutinlere de oldukça yakınsın. İlginç bir diyalektik. Günlük yaşantındaki bunun gibi zıtlıklar neler?

ER: Kendi kahve çekirdeklerimi öğütmeyi ve biramı yapmayı seviyorum, ikisi bir arada olmak zorunda değil, ama evet. Toplu taşıma kullanmayı da seviyorum. Her defasında zaman alıyor, ama süreç tatmin edici geliyor.


İÇ: I believe in stamp art. What is your favourite stamp? Can you describe and share with us? And why is it the best?

ER:  I tend to like nature-themed stamps with clean designs, and comic book style graphics.   Most recently, I’ve had the Batman stamps and Charlie Brown stamps.  I like the simplicity and nostalgia associated with them.  It’s unusual that I get to mail something that requires just one stamp anymore, but I like to keep some readily available if I need them. J

İrfan Çinar: Pul sanatına inanırım. En sevdiğin pulunu bize anlatabilir ve paylaşabilir misin?

ER: Net bir şekilde dizayn edilmiş doğa temalı olanları ve mizah kitabı tarzı grafikleri sevme eğilimindeyim. En son Batman ve Charlie Brown pullarım vardı. Sadelik ve nostaljinin bir arada olduğu pulları seviyorum. Üstünde tek bir pulun olduğu mektuplar göndermek alışılmadık bir şey artık, ama yine de ne olur ne olmaz diye bir kaç tane pulu yanımda taşımak hoşuma gidiyor.  J


PK: Do you have new album works? If any, when can we able to listen?

ER:  Yes, I’ve just finished recording a new full length album, Chiasm – “Reset”.  There are 12 tracks, and the writing times have been spread out over the past four years or so.  I’m hoping it will be made available for listening later this year.

PK: Yeni albüm çalışmaların var mı? Varsa ne zaman dinleyebileceğiz?

ER: Evet, yeni album kaytları yeni bitti, Chiasm – “Reset”. 12 parça var, yazıldıkları zamanlar da son dört yıl ve öncesine kadar yayılıyor. Umarım bu yılın sonunda doğru dinleyebilmek mümkün olur.


PK: You work all alone. Do you have any advice for people looking to record their first album?

ER:  I find that sometimes when working alone, the focus becomes narrower and narrower until you can’t hear the big picture anymore.  Try to take a break and step back a bit.

PK: Tamamıyla (üretimin her aşamasında) yalnız çalışıyorsun. İlk albüm çalışması olanlar için herhangi bir tavsiyen var mı? 

ER: Bazen yalnız çalışırken , dikkatin büyük resmi artık göremeyecek hale gelene kadar daraldıkça daraldığını fark ettim. Bir ara verip bir adım uzaktan bakmayı deneyin.


İÇ: Can we learn the first two books that come to your mind from your library?

ER: Martian Chronicles – Ray Bradbury and  Nemesis- Isaac Asimov

İÇ: Kütüphanende elinin gittiği ilk iki kitabın ismini öğrenebilir miyiz?

ER: Mars Yıllıkları – Ray Bradbury ve İntikam Tanrıçası – Isaac Asimov


PK: And two movies please?

ER: Mousehunt and Event Horizon

PK: Ve iki film lütfen?

ER: Zor Hedef Fare ve Ufuk Faciası


PK: What are your favorite lines of poetry?

ER:  “Guilt power, that makes the heart beat wake all night
flooding mind with space, echoing through future cities” - Allen Ginsberg

PK: En sevdiğin şiir dizeleri?

ER: “Barut gücü, bütün gece kalp atışlarımızı uyandıran
bir boşlukla zihni akıtan, geleceğin kentlerine doğru yankılanan” – Allen Ginsberg


İÇ: Pen or PC?

ER:  Pen

İÇ: Kalem mi bilgisayar mı?

ER: Kalem


İÇ: Let’s think that you are not a singer, a force choice: Being a good anime character or being a good street musician?

ER:  Street musician

İÇ: Şarkıcı olmadığını düşünelim, birini seçebileceksin: İyi bir anime karakter olmak mı yoksa iyi bir sokak müzisyeni olmak mı?

ER: Sokak müzisyeni.


PK: Fill in the blanks, please:
.............................. is the world's most fabulous thing.

ER:  Love, imagination, and olives

PK: Boşlukları dolduralım lütfen:
Dünyanın en harika nesnesi ……………………..’dir.

ER: Aşk, hayal gücü ve zeytinler.


PK: If I were a revolt, I would be ..................................

ER: happy

PK: Bir isyan olmak isteseydim ………………….. olurdum.

ER: Mutlu


PK: Lastly, what would you like to say more? Do you have a message to your Turkish fans?

ER: Thank you for listening!

PK: Son olarak eklemek istediğin bir şey? Türk fanlarına bir mesajın?

ER: Dinlediğiniz için teşekkürler!



Emileigh Rohn Official Website: www.chiasm.org

Yorum Bırakın

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

             

Hakkında

Ulaşılabilir bir söyleşi kütüphanesi oluşturmak için çıktığımız -Çeviride Pınar K. ve geri kalan tüm işlerde İrfan Çinar- bu yolda 'Hasbihâl efendim'i açabilecek kadar kelimeye sahip değiliz. Dirsek temasında konuşmaktan başka gayemiz yoktur. Çok şükür kimsenin de ziline basıp kaçmamışızdır. Ayrıca her türlü ihtiyacınız için (reklam verme, görüş, öneri, şikayet vd) aedinterview@gmail.com adresine posta kartınızı bırakabilirsiniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © AED Söyleşi