Söyleşen: İrfan Çinar Salı, Mayıs 31, 2016

İrfan Çinar: Your favorite genre/style of music?

Özgü Özman: I don’t pick and choose based on style, I like things that have transformative power. I expect my life to turn upside down after listening to a good piece of music.

İrfan Çinar:  En sevdiğin müzik türü?

Özgü Özman: Tür ayırdetmem. Duygu yoğunluğu yüksek, ifade gücü yüksek, hayal kurdurtan, içime sığdıramadığım müzikleri severim...


İrfan Çinar:  Can you name 3 songs that fall into that category?

Söyleşimizi okuyan birkaç iyi insan için dediğin türden üç parça ismi verebilir misin?

Özgü Özman:
Other lives -  dust bowl 3
Feist - lonely lonely
Portishead - over


İrfan Çinar:  Can you tell us who Özgü Özman is?

Özgü Özman: I am a person who tries to live in line with her values. My utmost passion is this planet that gives me life. I am grateful for it, I am inspired by it, I don’t take it for granted, and I hate those who do. I offer what I can, through my voice and my music, to try and add value to it.  The sense of entitlement we developed as human beings, and the way we assert ourselves as rulers of this planet disturbs me.  I am troubled by the abuser role we took upon ourselves.

İrfan Çinar:  Kendinden biraz bahseder misin? Özgü Özman kimdir? N’apar, N’edersin?

Özgü Özman: İnandığı değerlere göre yaşamaya çalışan bir insanım. Evrende insan türü olarak üstlendiğimiz sorumsuz, şımarık, bencil ve yıkıcı rolden rahatsızım ve hemen her konuda kendimi sistemlerin karşısında doğru olan şeyi yapmak için direnirken buluyorum. Kronik bir aktivistim, çarpık düzenlere alıştırılmayı ya da umutsuzluğa düşürülmeyi reddediyorum.


İÇ: Everyone seems to have found out about Minor Empire. How are you feeling about that, about the whole popularity concept?

ÖÖ: Popularity is a slippery slope-ish concept, especially in Turkey, and I want to tread very carefully here. I can not have anyone dictate me a vision, I can not have anyone telling me what I am or what I should be. Music is all about expressing myself, and doing it on my own terms. I have very high expectations of what I do and use my own quality standards. I do not agree with the popular stance that art is made to please, educate, preach, or entertain communities. Art’s sole purpose is to express yourself. If you’re doing it for popular acceptance or to serve communities, then it’s entertainment, a public service. I am simply not interested in that aspect of music making.

İÇ: Minor Empire’ı bilmeyen yok artık, bir de senden dinlemek isterim: Minor Empire nasıl? Koşmaya başladı mı?

ÖÖ: Popülerlik biraz tehlikeli bir zemin, hele ki Türkiye’de. İnsanların seni kendi vizyonlarının içine çekmeye çalışmaları, neyi nasıl yapman gerektiğini dikte etmeye çalışmaları durumu var, ben buna sıfır tahammülü olan bir insanim. Müzik kendimi ifade etme seklim ve bunu kendi uygun gördüğüm şekilde yapacağım, ister elli milyon insan dinlesin, ister elli. Çok net bir vizyonum ve kendime ait kalite standartlarım var.  “Sanat halk içindir” anlayışına karşıyım. Halk için yapılan hizmettir, servistir, eğlencedir. Bu iki konsepti ayırabilmemiz gerekiyor.


İÇ: Your voice makes the listener instantly look inward. Are you ever worried about that? That it might have a negative impact on the well-being of the listener?

ÖÖ: No, on the contrary,  I see a lot of value in looking inward, especially for the people of my home country. For centuries, we haven’t learned how to mourn and celebrate together, we have to learn that, we have to be able to develop a unity when it’s about universal rights and wrongs. Old folk songs make me wear the pains of people who lived hundreds of years ago, they make me understand them, relate to them. They remind me that all beautiful things in the world are universal and timeless..They remind me how small I am, and how lovable a “human” can be once she learns to use her capacity to “feel”.  So, again, I don’t see any harm in looking inward.

İÇ: İnsanı bir anda içine döndüren bir sesin var: Bunun ters tepmesinden, dinleyici kötü bir hâle sokmasından endişe duyar mısın?

ÖÖ: Hayır.  Aksine, insanların daha çok içlerine dönmeleri gerektiğini düşünüyorum, hele ki bizim ülkemizde. İnsan topluluklarının toplum olabilmesi için acıları, hüzünleri, mutlulukları kolektif olarak yasayabilmesi gerek. Evrensel doğrular ve yanlışlar söz konusu olduğunda bir çizgide birleşebilmeleri gerek. Biz bunu yüzyıllardır öğrenemedik, birbirimizi anlamayı, toplum olmayı öğrenemedik. Türküler yüzlerce yıl önce yasamış birinin acısını giyip hissetmemi sağlıyor. Bana evrenselliği, zamansızlığı hatırlatıyor. Bu dünyada ne kadar küçük olduğumu, kapasitesini kullanan insanın ne kadar sevilmeye layık bir canlı olabileceğini hatırlatıyor. Yani, hayır, içe dönmekte hiçbir sakınca görmüyorum.


İÇ: You once said that you longed to have a home country that you would look forward to return to. Do you still have that longing?

ÖÖ: Mine is a hope that I try to nourish and keep fresh for the people I left behind. It’s a heavy decision to build your life away from the place you were born and grew up in. You carry that burden on your conscience, at all times. By now, I am well aware that Turkey is very much deviated from an idea of “home”, and became this monster that’s out to destroy people like me. I have no idea how we can return from this doomed path... But that utopian hope that we will, is always with me.

İÇ: “Geri dönmeyi iple çekeceğim bir anavatanım olsun istiyorum.” Hâlâ bunu istiyor musun?

ÖÖ: O bir ütopya, Türkiye’nin ideal bir toplum çizgisinden çok çok çok uzakta olduğunun farkındayım. Azıcık yaklaştığı anda birileri gelmiş geri çekmiş, çok da kolay olmuş. Ne yazık ki iyi şeyler yapışmıyor. Çok derinlerden çarpık ve yaralıyız ve tedavi edilmeden hiçbir yere gidemeyiz. Benim umudum geride bıraktığım insanlar için besleyip hayatta tutmaya çalıştığım bir umut. Doğup büyüdüğün topraklardan uzakta yasamak hafif bir karar değil, vicdani yükü altında her gün ezildiğin bir karar.


İÇ: As you know we are not doing well over here. Any day now we might get imprisoned for just being alive, and it wouldn’t be shocking. Or maybe we are already in prison. If you lived here do you think you would vanish into the craziness of daily life, like so many of us do?

ÖÖ: I would vanish there, and I am vanishing here.  What keeps happening in Turkey is not anything digestible. It kills me, my stomach flips every time I browse social media. All I can think is that life needs to be stopped, life needs to be stopped and rebuilt. We need to forget everything we learned, and build from zero. Few years ago Turkey’s problems were gigantic: corrupt politicians, abused democracy, corrupt justice system, abused environment, eroded human rights, decayed morals.... Right now, all those things became obsolete, because we lost our very basic right to live. We ignored and missed all the windows to fight for democracy, and here we are. What to do now?

İÇ: Bilindiği üzere ülke gündemiyle yakından alakalısın: İyi değiliz burada. Yakında yaşamaktan içeri atılırsak hiç şaşırmayacağım. Gerçi yaşamaktan buraya atılmış da sayılırız, bilemiyorum. Tamamıyla burada olsan gündemin sıcaklığında erimez miydin pek çokları gibi?

ÖÖ: Erirdim, burada da eriyorum. Türkiye’de olup bitenler akla mantığa sığacak şeyler değil. Hayatin reset edilmesi lazım. Herkesin bildiği her şeyi unutması ve sıfırdan başlanması lazım. Hep büyük sorunlarımız vardı. Ama su anda onların hepsi önemsiz, çünkü yasama hakkimizi kaybettik. Bütün o sorunları görmezden geldik, ve yasama hakkimizi kaybettik.


İÇ: They stole freedom from my city. I visited quite a few museums and yet to find it. Maybe it comes to your voice. What is freedom in your own voice?

ÖÖ: In modern world freedom is all you want, minus the limitations dictated by the systems you build. Meaning, it comes with a lot of strings attached. You can’t have your cake and eat it too. If it is a malfunctioning or corrupt system then what? Then it’s all about individual will and conscience, and the ability to say Fuck OFF to those who try to control your will and conscience.

İÇ: Özgürlüğü çalmışlar benim şehrimden. Aslında birkaç müze de gezmedim değil, bulamadım. Belki senin sesine gelir: Özgürlüğü bize kendi cümlelerinle anlatabilir misin?

ÖÖ: Özgürlük kavramı bizim ülkemizde çok romantizme ediliyor. Hâlbuki modern dünyada özgürlük kurduğumuz sistemler tarafından belirlenen bir kavram, adalet gibi, sınırları olan, bir suru sorumlulukla gelen bir şey. Eğer kurduğumuz sistem islemiyorsa ya da bozuksa sorumlusu biziz. O durumda özgürlük kişisel vicdan ve irademizin, diğerlerinin vicdan ve iradeleri ile çatışmasından başka bir şey değil.


İÇ: Earth is not doing well. Human race is attacking earth as if he found a new planet full of life resources. What do we do?

ÖÖ: Level of abuse that our life resources are subjected to is just mind boggling.  If I were mother-nature I would get rid of the human race altogether and end this madness once and for all. I really wish that we lived in a world where crimes against nature got treated the same way as crimes against humanity. Someone taking aim at your life resources is  just as big an offence as someone taking aim at your life. I want to see the day when there is a universal and ironclad legal system that regulates actions regarding ecology, across the globe. I want to see corrupt industry people who poison our rivers to be sentenced to a life in prison, I want to see corrupt politicians who offer our life resources to abuse of these industries to be sentenced to a life in prison. I want justice.  Yet, we can not be consumed in frustration, we need to keep raising awareness at every opportunity. We need to keep a short leash on politicians, breathe on their necks and claim ownership of our life resources.

As individuals, we have a lot of power, we just need to realize that. Just knowing that anything good for nature is good for us, anything bad for nature is bad for us will force us to live sustainably and ethically anyway. By tweaking our consumption habits we can make a change. Choosing to consume local and organic produce, refusing plastic, going zero-waste, adopting a minimalist lifestyle... There is so much one can do, and doing something is much much better than doing nothing. Do not underestimate your power when it comes to making changes. Awareness is contagious.

İÇ: Doğa iyi değil. İnsan ormanlarla kaplı bir gezegen bulmuşçasına saldırıyor doğaya. N’apmalı?

ÖÖ: İnsanı yok etmeli :)

Ekoloji soykırımlarının bütün dünyada “ağır cinayet” olarak yargılanacağı günler gelecek mi bilmiyorum, o günleri görmeyi çok istiyorum. Kimsenin hayat kaynaklarımızı yağmalamaya hakki yok, bunu istedikleri şekilde boyamaya çalışsınlar, ekonomi için desinler, gelişmek için desinler, bu siyah beyaz kadar net. Hayat kaynaklarımıza kastetmek demek hayatlarımıza kastetmek demek. Tek ve güçlü bir cephe oluşturmak, talancıların ve siyasilerin manipülasyonlarına hep beraber karşı koymak gerek.  Yapacağımız şey yılmadan yorulmadan öğrenmek ve öğretmek. 

Kişisel olarak yapabileceğimiz çok şey var. Her zaman doğa ile ayni tarafta olmak, doğanın sindiremediği şeyleri üretmemek, tüketmemek mesela. Plastiğe hayır demek, ambalaja hayır demek, suyumuzu zehirleyen toksik temizlik ürünlere hayır demek, fosil yakıtlara hayır demek, sürdürebilirliğe dikkat etmek, ihtiyacından fazlasını tüketmemek, yerel ve organik tarımı desteklemek... Ben Türkiye’de bu farkındalığın çok kolay yayılabileceğini düşünüyorum, çünkü sanayi devrimi yeni sayılır, ondan önceki yasam seklini hala hatırlıyoruz, geri dönebiliriz. Amerikalılar çamaşırı ipte kuruttukları günleri bile hatırlamıyorlar. Kanada desen tam bir keşmekeş. Bir tarafta benim gibi plastik ve ambalaj tüketmemek için inat eden bir kesim, öte yanda plastik paketlerde çekirdeği temizlenmiş, dilimlenmiş kırmızı biber alanlar... Ama pes etmek yok, çünkü farkındalık bulaşıcı bir şey.


İÇ: I hear the new album is on the way. What should we expect? Original tunes? Interpretation of folk songs?

ÖÖ: There will be both original tunes and heavy arrangements of folk songs. It has been a long creative process and I can not have enough of it. Process of creating music is addictive, euphoric. You get to lose yourself and you get to discover yourself again, it has a healing power.

İÇ: Yeni albüm geliyor. Bahsedebilir misin genel olarak nasıl bir albümle karşı karşıyayız? Yorumlama ağırlıklı mı olacak yoksa sözleri size ait parçalar mı dinleyeceğiz?

ÖÖ: İkisi de olacak, ama en önemlisi gene bizi yansıtan bir albüm olacak, kendi müzik zevkimizi, anlayışımızı ve gecen albümden bu yana içimizde birikenleri yansıtacak. Üretme sureci benim için sarhoşluk verici bir süreç. Kendini tamamen kaybedip yeniden buluyorsun, neredeyse bir terapi.


İÇ: Your favorite lines of poetry?

ÖÖ: When they open a folk song they see those who vanished.
And they close it, right then and there. (Gülten Akın)

İÇ: En sevdiğin şiir dizeleri?

ÖÖ: Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar (Gülten Akın)


İÇ: Can you name 3 of your favorite books from your library?

ÖÖ: I don’t have a library, I don’t like collecting things.
Having said that, I guess my top spot belongs to One Hundred Years of Solitude.
Hell, so does the second and the third spot :)

İÇ: Kütüphanende elinin gittiği ilk üç kitabı öğrenebilir miyiz?

Kütüphanem yok. Biriktirmeyi sevmem, okur ve hibe ederim.

En çok etkilendiğin 3 roman dersen, sırayla:
Yüzyıllık yalnızlık
Yüzyıllık yalnızlık
Yüzyıllık yalnızlık


İÇ: Imagine you had no interest in music, would you have liked to be a good film director or a good musician?

ÖÖ: Both. And I would also have loved to be a good dancer.

İÇ: Müzikle hiç alakan olmadığını varsayalım: İyi bir yönetmen olmak mı yoksa iyi bir müzisyen mi?

ÖÖ: İkisi de, hatta üstüne bir de iyi bir dansçı olmak isterdim.


İÇ: Fill in the blanks please:
The most magnificent thing in the world is ..............

ÖÖ: Daffodil.

İÇ: Boşlukları doldurun:
Dünyanın en harika nesnesi ……………’dir.

ÖÖ: Nergis.


İÇ: If I were a rebellion I would be .................

ÖÖ: Apocalypse.

İÇ: Bir isyan olmak isteseydim ……………. olurdum.

ÖÖ: Apocalypse.

{ 1 yorum... read them below or add one }

  1. Okurken hüzünlendiğim, umut etmenin kıvılcımlandığını hissettiğim bir röpörtajı okumaktan mutluluk duydum...

    YanıtlaSil

             

Hakkında

Ulaşılabilir bir söyleşi kütüphanesi oluşturmak için çıktığımız -Çeviride Pınar K. ve geri kalan tüm işlerde İrfan Çinar- bu yolda 'Hasbihâl efendim'i açabilecek kadar kelimeye sahip değiliz. Dirsek temasında konuşmaktan başka gayemiz yoktur. Çok şükür kimsenin de ziline basıp kaçmamışızdır. Ayrıca her türlü ihtiyacınız için (reklam verme, görüş, öneri, şikayet vd) aedinterview@gmail.com adresine posta kartınızı bırakabilirsiniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © AED Söyleşi