Söyleşen: İrfan Çinar Perşembe, Şubat 23, 2017

İrfan Çinar: Let’s start with our three classical questions: What’ your favorite music genre?




Arjen Zwart:  I love many genre's of music .  Anything but main stream. Lately I listen  a lot of Bebop and Cool jazz.

İrfan Çinar: Üç klasik sorumuzla başlayalım: En sevdiğin müzik türü?


Arjen Zwart: Pek çok müzik türünü seviyorum. Ana akım müzik olmasın yeter. Son zamanlarda daha çok Bebop ve Cool Jazz dinliyorum.



İrfan Çinar: Can you name three songs from your favorite music genre for some lovely people who is reading us?  


Arjen Zwart: I mentioned before, I have no favorite music genre .I am now in the mood to I listen these songs  1- Laura by Chet Baker  2- Perfect day by Lou Reed
3 - Tangled up in blue by Bob Dylan

İrfan Çinar: Söyleşimizi okuyan birkaç iyi insan için söyleşi boyunca okuyabilecekleri dediğin türden üç parça verebilir misin?


Arjen Zwart: Daha önce de söylediğim gibi, favori bir müzik türüm yok. Şu anda bu üç şarkıyı dinleme modundayım: 1- Laura - Chet Baker  2- Perfect day - Lou Reed 3 - Tangled up in blue - Bob Dylan


İrfan Çinar: Tell me about yourself, who is Arjen? How do you spend your spare time? What do you do in a typical day of your life?


Arjen Zwart: Who am I ? Thats a deep question.  I am getting a very  vague  idea of who I am.  Maybe I can give you an answer in three words at the end of my life, maybe ..  
I can try to answer what kind of image I have of myself.  I see myself as a humanist, maybe a bit naïve, but I do think that humans are in  essence  good natured. It's the circumstances we find ourselves in which makes us who we are.  
I am curious , which is a necessary trait for a photographer.
In my spare time I read books.

İrfan Çinar: Kendinden bahsedebilir misin, kimdir Arjen? Boş zamanlarından neler yaparsın? Bir günün nasıl geçer?


Arjen Zwart: Ben kimim? Bu çok derin bir konu. Kim olduğumla ilgili oldukça muğlak fikirlere sahip olmaya başladım. Belki hayatımın son dakikalarından ağzımdan çıkan üç kelimeyle özetleyebilirim, belki… Kafamda kendimle ilgili nasıl bir imaj olduğunu anlatmayı deneyebilirim. Kendimi hümansit biri olarak görüyorum, belki biraz da naifçe olacak ama insanoğlunun özünde iyi huylu olduğunu düşünüyorum. Bizi biz yapan içinde bulunduğumuz koşullar. Meraklıyım, bir fotoğrafçı için gerekli bir özellik zaten. Boş vakitlerimde kitap okurum.



İÇ: Can we learn your story of beginning to photography?


AZ: I started serious photography on my first journey overland to India. Initially I didn't plan to take a camera with me. I thought that I wasn't very good  with the camera plus, I did not want to  point a camera in strangers  faces. It was my father who persuaded me and it was here in Istanbul  that I discovered the pleasure of  photography . The city, the people, everything was different and nobody seemed to mind being photographed.
When I returned to the Netherlands I started a darkroom technique course. From that time on I have been shooting  social documentaries.

İÇ: Fotoğrafa başlama hikayeni öğrenebilir miyiz?


AZ: Ciddi anlamda ilk fotoğrafçılık deneyimim Hindistan’a yaptığım ilk gezimdeydi. Başta yanıma fotoğraf makinası almayı planlamamıştım. Zaten fotoğrafçılık konusunda pek de iyi olmadığımı düşünüyordum, üstelik yabancı insanların suratına fotoğraf makinasını tutmak da istemiyordum. Beni ikna eden babam oldu, burada, İstanbul’da, fotoğrafçılığın hazzını keşfettim. Şehir, insanlar, her şey farklıydı ve kimse fotoğrafının çekilmesini dert etmiyor gibiydi. Hollanda’ya döndüğümde karanlık oda teknikleri ile ilgili bir kursa başladım. O zamandan beri sosyal belgeseller çekiyorum.



İÇ: I would like to mention “Zift”. This work affected me personally. What was the starting point? How did it grow up? Will it continue?


AZ: In 2008 I moved to Istanbul. I spend a lot of time on the streets exploring the city. I do  classic street photography which means that I shoot photos in black and white in where people play an important role.  Strolling through the suburbs of Istanbul I noticed a large number of black façade buildings. Some of these buildings mark the neighborhood and
once face to face with such a façade was a confusing experience. Their impressive size and shapes that caused me a sensational feeling and I felt the urge to photograph them in color without the physical presence of people.
During this project I started to do some research on the color black.  I discovered some interesting paintings made by the Abstract Impressionists in the late fifties and  a painting made 100 years ago titled Black Square” which has been made by the  Suprematism painter Malevich. Don't get me wrong,  I am not comparing my work with any of these art movements nor with the masters. I made the “Zift” series pure as a documentary.  But I start to consider the possibility  that the collective memory could be playing subconsciously a part in the making of the Zift series.   I finished the Zift series in 2011.

İÇ: "Zift"ten bahsetmek istiyorum. Kişisel olarak etkilendiğim bir proje. Başlangıç noktası neydi? Nasıl gelişti? Devamı gelecek mi?


AZ: 2008’deİstanbul’a taşındım. Sokaklarda çok vakit geçirdim, şehri keşfettim. Klasik sokak fotoğrafçılığı yaptım, bir başka deyişle insanların baş rolde olduğu siyah beyaz fotoğraflar çektim. İstanbul’un banliyölerinde dolaşırken çok sayıda siyah cepheli ev gördüm. Bu binaların bazıları mahalleleri işaret ediyordu ve bir kez bu cepheyle yüz yüze gelmek kafa karıştırıcı oldu. Etkileyici büyüklükleri ve şekilleri bende sansasyonel bir his uyandırdı ve beni insanların fiziksel varlığı olmaksızın onları kendi renklerinde fotoğraflamaya itti.
Projeye boyunca siyah rengiyle ilgili araştırmalar yaptım. 50’lerin sonunda Soyut Dışavurumcular tarafından yapılan ilginç resimleri ve 100 yıl önce "Siyah Meydan" olarak adlandırılan, üst ritim ressamı Malevich tarafından yapılmış bir resimi keşfettim. Yanlış anlama, kendi çalışmalarımı tüm bu hareketler ve sanatçılarla kıyaslamıyorum. “Zift” serisini bir belgesel saflığında yaptım. Ama kollektif bilincin Zift serisini yapmamda bilinçdışıma bir etkisi olup olmadığını düşünmeye başladım. Zift serisini 2011 yılında bitirdim.



İÇ: At your “No One Dies At a Gypsy Wedding” work, we saw the disappearing face of İstanbul, especially like Balat. What do you think about that work and changing world of the Gypsies?


AZ: The first time I noticed the Roma in Istanbul was in 2001. I saw two little boys playing the darbuka at the ferry port in Kadikoy. I asked myself ,who are these people ? How do they survive in this rough city ?  To find answers I decided to follow the life’s of one Roma Family. It's a wonderful experience. The Roma are the flavor and color of this city . Unfortunately the authorities treat them not very good like in many countries in the world.  We have seen how the historical Roma  neighborhood Sulukule has been brutally demolished for property developers . What a shame.

İÇ: "Çingene Düğününde Kimse Ölmez" çalışmanda, özellikle Balat'ta olduğu gibi İstanbul'un kaybolan yüzünü görüyoruz. Çingenelerin değişen dünyası hakkında ne düşünüyorsun?


AZ: İstanbul’daki Romanları ilk kez 2001’de fark etmiştim. Kadıköy İskele’de küçük bir oğlan darbuka çalıyordu. Kendi kendime, kim bu insanlar?, diye sordum. Bu zor şehirde nasıl yaşıyorlar? Cevapları bulmak için bir Roman aileyi takip etmeye karar verdim. Muhteşem bir deneyimdi. Romanlar bu şehrin tadı tuzu. Ne yazık ki otorite sahiplari dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi burda da Romanlara pek iyi davranmıyor. Bir Roman mahallesi olan Sulukule’nin gayrimenkulcüler için nasıl yerle bir edildiğini izledik. Büyük yazık.



İÇ: I am wondering connection between İstanbul and you? Can you tell in detail?


AZ: On my first journey in 1986, I fell in love with Istanbul . The street vendors, the children playing in the neighborhoods reminded me of my childhood in the Netherlands. Since that time I have been visiting the city many times, before I decided to live here. It is in Istanbul that I discovered photography and found my wife.

İÇ: İstanbul ile olan bağını merak ediyorum? Detaylıca anlatabilir misin?


AZ: 1986’da ilk seyahatimde İstanbul’a aşık oldum. Sokak satıcıları, mahallede oynayan çocuklar bana Hollanda’daki çocukluğumu hatırlattı. O zamandan İstanbul’da yaşamaya karar verene kadar bu şehri defalarca ziyaret ettim. İstanbul fotoğrafçılığı keşfettiğim ve eşimi bulduğum yer.



İÇ: Is there any difference between Istanbul when you look at visor and Istanbul which you live in? If so, what is this?


AZ: No. I see photographs all the time , here in Istanbul as well in other places. The camera is an extension  of myself.

İÇ: Vizörden gördüğün İstanbul ile yaşadığın İstanbul arasında fark var mı? Varsa, nedir?


AZ: Hayır. Fotoğrafları her zaman görüyorum, İstanbul’da da diğer yerlerde de. Fotoğraf makinası benim bir uzvum.



İÇ: As a person who travelled a lot of countries, which city changed the most in a short time? Why?


AZ: Apart from Istanbul , the city which impressed me most is the Indian city Kolkatta.
There I met the most friendly and optimistic people ,yet they live in extreme poverty, people  who  sleep on the pavement. It's a confusing place that we with our standards cannot understand.

İÇ: Çok gezen bir insan olarak sence dünyanın en değişen yeri neresi?


AZ: İstanbul dışında en çok etkilendiğim şehir Hindistan’da bir kent olan Kalküta. İnanılmaz bir fakirlik içinde yaşayıp asfaltta yatmalarına rağmen gördüğüm en arkadaş canlısı ve iyimser insanlarla orada tanıştım. Mevcut standartlarımızla anlayamayacağımız kadar şaşırtıcı bir yer.



İÇ: I would like to hear something from you about “Dog Food”.


AZ: Together with Jason Eskenazi, Berge Arabian, Laurence Cornet and Roi Saade , we are putting a magazine together, shining a different light on what photography is about.   Dogfood is a free off charge photography zine inspired by untold stories,archival stories, with intimacy. It collects perspectives of past and present to create a sense of community. And the emphasis on a holistic approach to being a photographer — or any variety of alert, active human beings — is marked. In every issue we invite photographers to list the films and books that inspire them. It’s like punk-rock pamphleteering, but with a much nicer ethos.

İÇ: "Dog Food" hakkında da senden bir şeyler duymak isterim.


AZ: Jason Eskenazi, Berge Arabian, Laurence Cornet and Roi Saade ile beraber bir dergi ortaya koyuyoruz, fotoğrafa dair yeni bir ışık tutuyoruz. Dogfood, samimiyetle anlatılmamış hikayeler ve arşiv hikayelerinden ilham alan ücretsiz bir fotoğraf zinasıdır. Topluluk hissini yaratmak için geçmişin ve geleceğin bakış açısını toplar. Ve fotoğrafçı olmanın bütüncül bir yaklaşım - ya da bir çeşit uyarıcı, aktif insan- olduğunu vurgular. Her sayımızda fotoğrafçıları ilham aldıkları filmleri ve kitapları listelemeye de davet ediyoruz. Adeta punk-rock müziği gibi ama daha daha hoş bir etiği var.



İÇ: Ara Güler says, “Photography is not art, it is truth”. What do you think about it?


AZ: Photography can be art, but it doesn't represent  “the truth”.  
A photograph carries a combination of  signs put together in a composition.  When we “read” a photograph,we can recognize a situation and interpret it. I guess a photograph is at most  a hint.

İÇ: Ara Güler, "Fotoğraf sanat değil hakikattir," diyor. Sen ne düşünüyorsun?


AZ: Fotoğraf sanat olabilir, ama “gerçeği” yansıtmaz.
Fotoğraf işaretlerin bir kombinasyonunu belirli bir kompozisyon içinde bir araya getirir. Bir fotoğrafı “okuduğumuzda”, bir durumu fark eder ve yorumlarız. Sanırım fotoğraf olsa olsa bir ipucu olabilir.



İÇ: Can you teach me photography?


AZ: I can teach you where to start and what you can or should do,  but in the end you yourself are your best teacher.

İÇ: Bana fotoğrafçılığı öğretebilir misin?


AZ: Sana nereden başlayacağını ve ne yapavileceğini ya da yapman gerektiğini öğretebilirim ama sonunda en iyi öğretmenin kendinsin.



İÇ: Can we learn first two books come to your mind from your library?


AZ: Amsterdam Stories by Nescio  and Midnights Children by Salman Rushdie.

İÇ: Kütüphanende elinin gittiği ilk kitabı öğrenebilir miyiz?


AZ: Nesico’dan Amsterdam Hikayeleri ve Salman Rüşdi’den Geceyarısı Çocukları.


İÇ: What is your favorite lines of poetry?

AZ:  These beautiful but puzzling lines from a song by Leonard Cohen's “Sisters of Mercy”: 

Oh, the sisters of mercy, they are not departed or gone
They were waiting for me when I thought that I just can't go on
And they brought me their comfort and later they brought me this song
Oh, I hope you run into them, you who've been travelling so long

İÇ: En sevdiğin şiir dizeleri?

AZ: Leonard Cohen'in “Sisters of Mercy” şarkısındaki güzel ama esrarengiz sözler:

Oh merhametin kardeşleri, onlar ne öldüler ne de gittiler.
Ben daha fazla devam edemeyeceğimi düşündüğümde beni bekliyorlardı
Ve bana tesellilerini verdiler  ve sonra bana bu şarkıyı verdiler.
Oh, umarım onlara rastlarsın, uzun zamandır yollardasın.



İÇ: Visor or camera display?


AZ: Visor. It's better aiming and framing with a visor.

İÇ: Vizör mü yoksa kamera mı?

AZ: Vizör. Vizörle çerçeveleme ve hedefleme daha iyidir.



İÇ: Fill in the blanks, please:
…......is the world's most fabulous object.


AZ: As an object ? Dogfood Magazine

İÇ: Boşlukları doldurun:
Dünyanın en harika nesnesi .................'dir.


AZ: Nesne olarak mı? Dogfood Magazine


İÇ: We will die soon, you can say only three words: What do you want you say?


AZ: Love , Beauty and  Passion   ( I have no intentions to die soon ;)

İÇ: Birazdan öleceğiz, üç kelime hakkın var: Ne söylemek istersin?

AZ: Aşk, güzellik ve tutku (Yakın zamanda ölmeye hiç niyetim yok ;))



BUM!


www.arjenzwart.com

Yorum Bırakın

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

             

Hakkında

Ulaşılabilir bir söyleşi kütüphanesi oluşturmak için çıktığımız -Çeviride Pınar K. ve geri kalan tüm işlerde İrfan Çinar- bu yolda 'Hasbihâl efendim'i açabilecek kadar kelimeye sahip değiliz. Dirsek temasında konuşmaktan başka gayemiz yoktur. Çok şükür kimsenin de ziline basıp kaçmamışızdır. Ayrıca her türlü ihtiyacınız için (reklam verme, görüş, öneri, şikayet vd) aedinterview@gmail.com adresine posta kartınızı bırakabilirsiniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © AED Söyleşi