Söyleşen: İrfan Çinar Perşembe, Şubat 16, 2017

İrfan Çinar: Merhaba Emre, isteğimi kabul ettiğin için teşekkürler. Klasik sorularımızla başlayalım hemen: En sevdiğin müzik türü?

Emre Nalbantoğlu: Merhaba İrfan’cım, tek bir müzik türü adı verirsem doğru söylemiş olmam, şöyle tarif edeyim; derdi hikayesi olan şarkıları seviyorum daha çok, toprak olacak içinde şarkının gerçek enstrümanlar olacak.

İrfan Çinar: Dediğin türden söyleşimizi okuyan birkaç iyi insan için, söyleşi boyunca dinleyebilecekleri üç şarkı paylaşır mısın?

Emre Nalbantoğlu: Tabi ki;
            Skip James – Crow Jane
            Robert Cray - Time Makes Two
            Victor Deme - Djon Maya
            Neşet Ertaş – Gönül Dağı

İrfan Çinar: Kendinden bahsedebilir misin? Ne yer ne içersin? Ana yaşam ortam şartların nelerdir?

Emre Nalbantoğlu: Çok düşünürüm ben hayat hakkında, insanlar hakkında, doğrular ve yanlışlar hakkında, iyi biri olmak hakkında, gerçekler hakkında… Çok izlerim sokağı bir de. Bazıları bunu anormal bulur belki ama bazıları da benim gibi yaşar hayatı. Yaşamaya çalıştığım yerde somut elle tutulur konfor gerektiren şeyler aramam, huzur ve özgürlük arıyorum sadece. Bundan çok uzun zaman önce bir müzik  yarışmasının finalinde sormuşlardı ne bekliyorsun bu işten kendi adına diye ‘’böle yeşillik olsun, ufaktan mangalım yansın, iki duble rakım olsun bide yârim olsun kucağına yatıyım’’ demiştim yayınlamışlardı tabi bunu, halbuki ne güzel dileklerdi..

İrfan Çinar: Yaptığın işi, özellikle de “Derdi Neydi?” albümünü anlatabilir misin?

Emre Nalbantoğlu: Çok uzun zamandır gitar çalıyorum ben, yaptığım iş bu bahsettiğim izlediğim, gördüğüm şeyleri, biriktirdiğim dertleri, cevaplarını anladığım soruları müzik yaparak anlatmaya paylaşmaya çalışmak, bazen de soru sormak tabi.
“Derdi Neydi?” albümü de bunların güzel insanların gönülden desteğiyle, sevgisiyle, el emekleriyle bir araya getirilme hikayesi benim için. Bu işin içinde olan insanların hayatımdaki yeri farklı.

İÇ: Daha açık bir ifadeyle tekrar sorayım: Bu neyin kafası? Nerden geliyor bu suyun değirmeni?

EN: Sen beni soruyorsun... Ben niyeti güzel tutuyorum, olumsuz duyguların üzerine basmaya çalışıyorum, herkes gibi benimde dağıldığım zamanlar oluyor o zaman eşime dostuma, anneme, babama sarılıyorum. Olumsuz düşünceleri duyguları kafamın, kalbimin içinden silmeyi başardığımda zamanı bile durdurabilirmişim gibi hissediyorum ve daha yolun başındayım, şimdilik sadece istediğim oyun kağıdı kesebilecek kadar geliştirebildim kendimi.

Ben böyle yaşamaya çalışırken gerçek hayat diye yaşadıkları şey suratıma çarptığında sarsılıyorum tabi ama atlatılmayacak sorun değil, en zor kısmı seni seven ve bu ‘’gerçek hayat’’ın sana zarar vermesinden kaygılanan insanların üzüldüğünü görmek. Çünkü haklılar böyle yaşamaya çalıştığında insanlar senin sınırlarına dalıp hayatından bir şeyler koparıp götürmeye çalışıyorlar. Ama korkmasınlar belki yüzyıllar geçecek ama  sonunda gerçek  iyi kalpli insanların dünyası olacak burası.

İÇ: Algıladığım şey şu: Hem sokaktasın hem betondan evde. Hem sokak/cadde müziği bu hem de salon. O kimyayı anlatsana biraz.

EN: Orası da şöyle çalışıyor;  kapıları kapatmıyorum sokağın rüzgarı evin içine, evdeki yemek kokusu sokağa çıkıyor hepsi bir benim için zaten müzikte öyle sınırlar arasına sokup zaptetmeye kimsenin gücü yetmez zamanı gelir ve bulur o yolunu.

İÇ: Toplumdan izole bir tarafın mı var? Parçaların “dışarıda” durmuyor mu sence de? İyi bir şey olarak soruyorum; öyleyse bunu nasıl yapıyorsun?

EN: Toplumdan izole olduğum söylenemez ki dedem tam ortasındayım hatta. Ben sistemden uzak duruyorum. Sistemin anlattığı hayallere sahip olmak için hayatından vazgeçmiş insanlar toplum oluşturmaz bence onlar gün geçtikçe insan olma yetilerini kaybeden duygusuz mesai geçiricileri. Toplum birbiri arasında gönülden bağları olanlara denir.

İÇ: Şehirlerle aran nasıl? Ne kazandırdı ne kaybettirdiler? Mesela Ankara?

EN: Yaşadığım her şehrin kazandırdığı kaybettirdiği şeyler oldu tabi ama duruma kazandırdıklarına şükrederek bakıyorum sorun yaşamıyorum. Önemli olan gittiği her yeni şehirde yeni insana selam verdiğim. Ankara’da evimde hissediyorum orada doğdum ve büyüdüm bağım biraz farklı tabi.

İÇ: İnşaat mühendisliği ne alaka?

EN: Onu hiç sorma!

İÇ: “Derdi Neydi?” bir seferlik bir şey miydi? Devamı gelecek mi bu kafada? Neyle karşı kaşıyayız?

EN: Çok yakında yeni bir CDmiz daha olacak bu sefer teknik açıdan daha donanımlı, daha doyurucu, kendine güvenen bir iş çıkacak ama üslubumuzdan ödün vermeyeceğiz yine ne istiyorsak onu söyleyip, istediğimiz dille anlatmaya devam edeceğiz.. Azıcık kaldı biz de heyecanlıyız.

İÇ: Geçen bir programda Adamlar grubu parçasını söyleyen yarışmacı karşısında jüriler Amerika görmüş Vespucci gibiydiler. Ki Adamlar artık belli bir kitleye sahip bir grup. Bu olaya ve “TV Müzik Endüstri”sine nasıl bakıyorsun?

EN: Bence endüstri dediğin şeyin çöküşünün ne kadar yakın olduğunun göstergesi bu. Müziğin tezgahlar, isimler arasına sıkışması çok büyük tehlike, bu konuda en büyük özveriyi bu işten en büyük parsayı koparanların düşünmesi gerekirken, görmezden gelmeleri ya da gözden kaçırmaları hakikaten enteresan hatta yazık. Ama yine de devam ediyoruz  ve çaldığımız yerlere gelen dinleyicilerimiz  bizi hayatta tutacak kadar bağlı bize ve hiçte az değiller.

İÇ: Seni bir gün oralarda görme ihtimalimiz?

EN: Kavga çıkartırım!

İÇ: Şarkı sözü direkt karakterdir benim için. Aslında grubun ya da şarkıcının da nereye gittiğini gösterir o. Son zamanlarda gittikçe seyirciyle, kitleyle daha fazla haşır neşir olan hemen hemen bütün gruplarda sözlerin daha “yumuşadığını” ve basitleştiğini görüyoruz. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?

EN: ‘’Ne söylemek istiyorsam söylerim, ne kadar istiyorsam bağırırım.’’ Bunu baştan söyledim, dedem.

İÇ: Geçelim hızlı sorulara: En sevdiğin şiir dizeleri?

EN: Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
       Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
       Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
       Umudumu rahmetine bağlamışım ben
                                                                            Hayyam

İÇ: İki film önersen izlerdik.

EN: Valla hiç iyi değilim o işte.  Cadillac Records’u seviyorum ama.

İÇ: Kütüphanende elinin gittiği ilk üç kitap?

EN: Aziz Nesin - Anıtı Dikilen Sinek
       Uğur Mumcu – Rabıta
   
İÇ: Kalem mi bilgisayar mı?

EN:  Kalem derim.

İÇ: Boşlukları doldurun:
Dünyanın en harika nesnesi …………..’dir.

EN: Telefon değil...

İÇ: Bir isyan olmak isteseydim ………….. olurdum.

EN: Şarhoş.

İÇ: Birazdan öleceğiz, son sözlerin?

EN: Sevin lan birbirinizi!

BUM!

{ 1 yorum... read them below or add one }

  1. *% 3 faizli kredi oranı sunar
    * Nakitsiz Girişimci İçin Sigorta
    * Para garantisi

    İyi kredi puanıyla, Credit Financier Home, bireysel veya şirket veya kooperatif derneklerine, endüstriyel ve kişisel çıkarlar için teminatlı krediler ve teminatsız krediler sunar.

    İletişim Adresi:
    Doğrudan posta
    creditfinancierhome@gmail.com

    YanıtlaSil

             

Hakkında

Ulaşılabilir bir söyleşi kütüphanesi oluşturmak için çıktığımız -Çeviride Pınar K. ve geri kalan tüm işlerde İrfan Çinar- bu yolda 'Hasbihâl efendim'i açabilecek kadar kelimeye sahip değiliz. Dirsek temasında konuşmaktan başka gayemiz yoktur. Çok şükür kimsenin de ziline basıp kaçmamışızdır. Ayrıca her türlü ihtiyacınız için (reklam verme, görüş, öneri, şikayet vd) aedinterview@gmail.com adresine posta kartınızı bırakabilirsiniz.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © AED Söyleşi